Ürettikleri her üründe #suissegarantie #swissquality diye
birşey var mı gerçekten yoksa İsviçrelilerin kendilerini yüceltme taktiği mi
tartışılır ama; aylardır deneyimlediğim çok net bir şey var ki; “yaşam
kalitesi” diye bir şey kazanıyor insan buralarda.
Henüz aktif iş yaşamına dahil olamadım; vakit yaratabilme
şansım var diye görünüyor belki ama iş hayatım tam anlamıyla aktifleştiğinde de
değişen bir şey olmayacağından eminim!
Neden mi? Çünkü yaşamı gerçek anlamıyla yaşamayı
engelleyecek hiç bir faktör yok! Belki biz yaşadığımız kasaba görünümlü şehir
açısından biraz da böyle bir ortamdayız ama ülkenin büyük çoğunluğu için de
durum farklı değil!
Hayatımızdan çalan ev-iş arası geçen uzun vakitler yok
mesela.. Güne erken başlamak demek işe daha rahat ulaşmak için değil de önce
sabah sporunu yapıp işe gitmek veya işe erken gidip - erken çıkıp sevdiklerine
veya hobilerine daha çok vakit ayırmak demek..
Evet hobiler ve hobilerine vakit ayırmak var; öyle
metropollerde iş çıkışı gidip hamster gibi koşmalar değil; doğanın içinde -
insanın kendi iç sesini duymasına da yardımcı olan gerçek hobiler.. Öyle zihni
sadece meşgul edip - içinde bulunulan girdapta daha da sürükleyen oyalayıcı
şeylerden değil yani..
Bir sürü lüks restaurantlar - mekanlar ve orda birkaç
saat geçirmek için öncesinde dakikalarca hazırlanmayı gerektirecek ziyan
zamanlar da yok örneğin; neysen o olarak mekanlara giriş özgürlüğün var mesela:
ister spor ayakkabınla git - istersen 15cm topuklunla!
Gece 22’ye kadar veya bayram günlerinde açık marketler
-alışveriş merkezleri de yok! Yani mağazacılık sektörü de dahil herkes tatil
günleri - özel günler ve akşamları ailesi ile vakit geçirebilme hakkına sahip.
Kutsal pazarlar var hatta; tüm büyük aile toplanıp
birlikte yöresel yemekler yenilen sıcak pazarlar.. (yemek genelde fondü olup;
eğer peynir sevmiyorsanız işiniz hafif zor olan:))
Veya; her gün her saat sırf aktivite olsun diye
sahnelenen oyunlar, konserler yok sizi oyalayabilecek.. Festivaller, konserler,
kutlamalar tabiki var ama hepsi herkes için ulaşılabilir ve oldukça makul
düzenlerde; sanat kokan..
Beton yığınları, yüksek binalar, kapalı - klimatize
ortamlar ve alışveriş bahçeleri de yok! Ne mi var; bol bol park ve bahçe! Bol
yeşillik, bol doğa var saygı duyulan; korunan - kollanan..
Yaratılmış her zerreye saygı var yani.. Hayvana, çiçeğe -
böceğe saygı! Hatta insana duyulandan daha bile büyük bir saygı! Ee sonuçta en
büyük saygıyı da zaten onlar hak etmiyor mu ki?!?
Deli gibi geri dönüşüm bilinci var sonra.. İnsanın bazen
cidden sabrı zorlanıyor ama; sonra dışarıdaki herkesi kucaklayan doğa geliyor
akla ve olsun be değer; en küçük parçasına kadar ayrıştırmalı diyip; tekrar bir
motive oluyor insan!
Ya da; küçücük çocukların sırf etiketi için km lerce
mesafe katettiği okullar yok! Yerine “pedibus” denilen duraklarda bekleyen
öğrencilerin veliler tarafından dönüşümlü ulaştırıldığı; yürüme mesafesindeki
iyi de eğitim veren mahalle okulları var.. Ama hepsinden önemlisi “birimizin
çocuğu hepimizin” çocuğu algısı var! Tanıdık geldi mi?
Sanki bir zamanların Türkiye’sinde de hayat böyleymiş
değil mi??!
Ama tabii bu kadar methiyenin ardından; hiç mi kötü yok
kısmına da birkaç cümle.. ötekileştirme var; yok denilse de Avrupa Birliği dışı
insanlara sertleştirilmiş uygulamalar var (biraz yumuşatarak söylemiş de
olabilirim:)); özellikle Fransız tarafı ya da Vaud için konuşursam ciddi bir
“biz üstünüz” bilinci var tabii; Fransızca konuşamıyorsanız günlük hayatta
market alışverişinde bile hayat çok zorlayıcı olabiliyor.. Evet zorluk bilinci
üzerine çok çalışıp köklenmemesini sağlamak; hatta ego ve özgüveninizle sıkça
iletişim halinde kalıp düzgün yönlendirmek çok önemli..aksi takdirde bir birey
olarak bu yaşamınızın geçmişi ile şimdiki yaşamınız arasında ciddi bir uçurum
açılıveriyor..
Diğer yandan da eksikleri artıya dönüştürme yollarını
aramaya başlıyorsunuz; mesela yeni bir dil öğrenmek için doğan mecburiyet
hanenize bir yeti katıyor..
Kendinize yeni uğraşlar bulmaya çalışıyorsunuz; mesela
kayak yapmayı sevmiyorsanız kışları termal havuzlar dışında pek cazip aktivite
olmadığından uygun biletleri yakalayıp özellikle Avrupa içi seyahatlerle kültürünüzü
beslemek veya sıkça yapılan Fransa ziyaretleri (genelde hafta sonu market
alışverişleri) bir yaşam biçimi oluveriyor..
Yalnızlığı; kendinize yetmeyi;
soğuktan eve kapanıp birkaç gün dışarı
çıkamayınca kendinizle ve hobilerinizle geçirmeniz gereken zamanın nasıl artıya
dönüşebileceğini; hayatın sunduğu bu boşluktan nasıl artılar
çıkarabileceğinizin yollarını aramak da diğer öğretileriniz oluyor.. Evinizde
çamaşır - bulaşık makinesi bulunması bile sevindirici faktör olabilip: sözün
özü; ordayken çok hayatın içindeki - sıradan kullanımlar bile burada değerini
hissettirmeye başlayıp; büyük/küçük demeden hayatın tüm değerlerini öğrenmeyi
sağlayan deneyimlerine şükreder oluyorsunuz…
26.08.19
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder