20.9.19

“Uzaklar” Bölgesinden İsviçre’de Yaşam..


Ürettikleri her üründe #suissegarantie #swissquality diye birşey var mı gerçekten yoksa İsviçrelilerin kendilerini yüceltme taktiği mi tartışılır ama; aylardır deneyimlediğim çok net bir şey var ki; “yaşam kalitesi” diye bir şey kazanıyor insan buralarda.

Henüz aktif iş yaşamına dahil olamadım; vakit yaratabilme şansım var diye görünüyor belki ama iş hayatım tam anlamıyla aktifleştiğinde de değişen bir şey olmayacağından eminim!

Neden mi? Çünkü yaşamı gerçek anlamıyla yaşamayı engelleyecek hiç bir faktör yok! Belki biz yaşadığımız kasaba görünümlü şehir açısından biraz da böyle bir ortamdayız ama ülkenin büyük çoğunluğu için de durum farklı değil!

Hayatımızdan çalan ev-iş arası geçen uzun vakitler yok mesela.. Güne erken başlamak demek işe daha rahat ulaşmak için değil de önce sabah sporunu yapıp işe gitmek veya işe erken gidip - erken çıkıp sevdiklerine veya hobilerine daha çok vakit ayırmak demek..

Evet hobiler ve hobilerine vakit ayırmak var; öyle metropollerde iş çıkışı gidip hamster gibi koşmalar değil; doğanın içinde - insanın kendi iç sesini duymasına da yardımcı olan gerçek hobiler.. Öyle zihni sadece meşgul edip - içinde bulunulan girdapta daha da sürükleyen oyalayıcı şeylerden değil yani..

Bir sürü lüks restaurantlar - mekanlar ve orda birkaç saat geçirmek için öncesinde dakikalarca hazırlanmayı gerektirecek ziyan zamanlar da yok örneğin; neysen o olarak mekanlara giriş özgürlüğün var mesela: ister spor ayakkabınla git - istersen 15cm topuklunla!

Gece 22’ye kadar veya bayram günlerinde açık marketler -alışveriş merkezleri de yok! Yani mağazacılık sektörü de dahil herkes tatil günleri - özel günler ve akşamları ailesi ile vakit geçirebilme hakkına sahip.

Kutsal pazarlar var hatta; tüm büyük aile toplanıp birlikte yöresel yemekler yenilen sıcak pazarlar.. (yemek genelde fondü olup; eğer peynir sevmiyorsanız işiniz hafif zor olan:))
Veya; her gün her saat sırf aktivite olsun diye sahnelenen oyunlar, konserler yok sizi oyalayabilecek.. Festivaller, konserler, kutlamalar tabiki var ama hepsi herkes için ulaşılabilir ve oldukça makul düzenlerde; sanat kokan..

Beton yığınları, yüksek binalar, kapalı - klimatize ortamlar ve alışveriş bahçeleri de yok! Ne mi var; bol bol park ve bahçe! Bol yeşillik, bol doğa var saygı duyulan; korunan - kollanan..
Yaratılmış her zerreye saygı var yani.. Hayvana, çiçeğe - böceğe saygı! Hatta insana duyulandan daha bile büyük bir saygı! Ee sonuçta en büyük saygıyı da zaten onlar hak etmiyor mu ki?!?

Deli gibi geri dönüşüm bilinci var sonra.. İnsanın bazen cidden sabrı zorlanıyor ama; sonra dışarıdaki herkesi kucaklayan doğa geliyor akla ve olsun be değer; en küçük parçasına kadar ayrıştırmalı diyip; tekrar bir motive oluyor insan!

Ya da; küçücük çocukların sırf etiketi için km lerce mesafe katettiği okullar yok! Yerine “pedibus” denilen duraklarda bekleyen öğrencilerin veliler tarafından dönüşümlü ulaştırıldığı; yürüme mesafesindeki iyi de eğitim veren mahalle okulları var.. Ama hepsinden önemlisi “birimizin çocuğu hepimizin” çocuğu algısı var! Tanıdık geldi mi?

Sanki bir zamanların Türkiye’sinde de hayat böyleymiş değil mi??!

Ama tabii bu kadar methiyenin ardından; hiç mi kötü yok kısmına da birkaç cümle.. ötekileştirme var; yok denilse de Avrupa Birliği dışı insanlara sertleştirilmiş uygulamalar var (biraz yumuşatarak söylemiş de olabilirim:)); özellikle Fransız tarafı ya da Vaud için konuşursam ciddi bir “biz üstünüz” bilinci var tabii; Fransızca konuşamıyorsanız günlük hayatta market alışverişinde bile hayat çok zorlayıcı olabiliyor.. Evet zorluk bilinci üzerine çok çalışıp köklenmemesini sağlamak; hatta ego ve özgüveninizle sıkça iletişim halinde kalıp düzgün yönlendirmek çok önemli..aksi takdirde bir birey olarak bu yaşamınızın geçmişi ile şimdiki yaşamınız arasında ciddi bir uçurum açılıveriyor..
Diğer yandan da eksikleri artıya dönüştürme yollarını aramaya başlıyorsunuz; mesela yeni bir dil öğrenmek için doğan mecburiyet hanenize bir yeti katıyor..
Kendinize yeni uğraşlar bulmaya çalışıyorsunuz; mesela kayak yapmayı sevmiyorsanız kışları termal havuzlar dışında pek cazip aktivite olmadığından uygun biletleri yakalayıp özellikle Avrupa içi seyahatlerle kültürünüzü beslemek veya sıkça yapılan Fransa ziyaretleri (genelde hafta sonu market alışverişleri) bir yaşam biçimi oluveriyor.. 

Yalnızlığı; kendinize yetmeyi; soğuktan eve kapanıp  birkaç gün dışarı çıkamayınca kendinizle ve hobilerinizle geçirmeniz gereken zamanın nasıl artıya dönüşebileceğini; hayatın sunduğu bu boşluktan nasıl artılar çıkarabileceğinizin yollarını aramak da diğer öğretileriniz oluyor.. Evinizde çamaşır - bulaşık makinesi bulunması bile sevindirici faktör olabilip: sözün özü; ordayken çok hayatın içindeki - sıradan kullanımlar bile burada değerini hissettirmeye başlayıp; büyük/küçük demeden hayatın tüm değerlerini öğrenmeyi sağlayan deneyimlerine şükreder oluyorsunuz…

26.08.19

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder