19.11.20

Geniş Bir Açıdan Bakabilmek..

Farkındalığın geniş perspektiten bakabilme boyutu...

Sorularla Yaratım alanını açıp birkaç soru sormak istiyorum:

Farkında mıyız?

Çevremizin; içinde bulunduğumuz anın ya da şu an burda bu satırları okurken aldığımız nefesin farkında mıyız?

Linkteki videoyu izleyin bakalım yakalayabilecek misiniz detayları?

İngilizce; bilmeyenler için yazılara odaklanmasanız da olur ama sadece görsellere odaklanmanız tüyosunu da vermiş olayım..


https://youtu.be/ubNF9QNEQLA


Bir şeylere tek bir açıdan bakarsak; ya da tek bir sonuca odaklı kalırsak kaçırdığımız şeyler aynen bu 21 değişiklikte olduğu gibi oluyor aslında. Katilin kim olduğuna odaklandık belki ve etrafta değişen şeyleri; hatta mağdurun bile değiştiğini fark edemedik değil mi?

Bu reklamda diyor ki; aramadığın; özellikle dikkatini yöneltmediğim bir şeyi kaçırmak çok kolaydır; ve bu yoğun bir yolda/kalabalık bir yolda ölümcül olabilir..bisiklet kullananları da fark edin..

Bu bir reklam trafikte dikkatli olmak temelli geliştirilmiş; ama yaşamımıza dönelim..

Sevgili Ebru Demirhan’ın sık tekrarladığım bir sözüdür: “sesin, sözün, dikkatin nerede ise onu yükseltirsin”. 

Odağını sadece iyi bir partner ilişkisine yöneltmiş birisini düşünelim; sürekli iyi bir ilişki yaşamak istiyorum derken muhtemelen hayatındaki başka şeyleri görememektedir. O anki yalnızlığın ona hediyelerini fark edemez; alıp kullanamaz. Tek odağı iyi bir partner bulmak olur. 

Ya da yüksek kazançlı iş arayan birisini düşünelim; o da belki aile mutluluğunun tadına varmayı ıskalıyordur..


Zihnimiz bir şeyleri filtreleyerek; o filtrenin dışında bıraktıklarını tamamen dışarıda bırakıp sadece odağına aldıklarını yükseltmeye o kadar meyilli bir yapıdır ki..

Tek bir şeye ya da bir şeylere odaklanmak; büyük resimde başka şeyleri kaçırmamıza çok kolay sebep olur.. 

Farkındalık egzersizlerinden kıymetli biri olan meditasyon ise daha geniş pencereden bakmamıza; daha önce fark etmediklerimizi kullanmamıza yardımcı olarak bu boşlukları doldurabilir. Meditasyon nedir; neleri yanlış biliniyor ayrıca paylaşacağım ama şimdilik sadece “bir şeylerin görünenin dışında da alanları olduğunu fark edip kullanmaya gönüllü olasanız bu size neyi kazandırır”? alanını açalım mı? Birçok disiplin bunu farklı yollarla söylese de mesaj bu: mesela Access consciousness / Bilince Erişim: “Her şey göründüğünün tersidir; hiçbirşey göründüğünün tersi değildir” der; 

farkındalık / mindfulness alanı: farkındalık size farklı seçenekler de olduğunu gösterir der; 

kuantum düşünce tekniğinde evren ve tüm evrenler senin gözünden görür olanları deriz..

Bu nedenle bakış açımızı genişletmek çok kıymetli..her gün aynı şeyi yaparak-aynı şeylere odaklanarak farklı sonuçlar almamız mümkün olamaz değil mi? 

Şimdi bu alanı açmak için; “standart bir çerçeveden bakmakta olduğumuz her yerin yaratımını yakıp yıkıp yok ederek; yerine daha geniş açıdan çerçeveden bakmak niyet ve gönüllüğünü almaya” niyet eder misiniz? 

Gönüllü olun ve deneyin bakın göreceksiniz; ne kadar çok seçeneğiniz var.. 

Problem olarak gördüğünüz şeyler için ne kadar çok çözüm var.. 

Hatırlayalım ki; “hiçbir problem onu yaratana aynı bilinç seviyesinden çözülemez”...


Sevgi ve farkındalıkla;

16.11.20

Farkındalıklı Yemek Yemek

Sık duyduğum sorulardan biridir; “nasıl zayıf kalıyorsun”. Dengeli beslenmek; yediklerime özen göstermek büyük bir etkendir; dizimdeki problem dolayısıyla kilomu dengede tutmak zorunluluğum bilincimde bir etkendir ama; eğitimlerini aldıktan sonra anlamlandırdım ki yemek yemeye bakış açım asıl etkenmiş..
Yavaş yemek; yediklerimden suçluluk duymamak; canım yüksek kalorili birşey yemek istediğinde (bir duygusal kaçış değil de gerçekten içimden gelen istek anlarında) küçük porsiyonla da olsa mutlaka ondan yemek o an için kendimi tatmin etmek ama sonrasındaki öğün ya da öğünlerde kendime dengeleme alanı tanımak; doyduğum an fazlasını yememek ve en önemlisi de bedenimi dinleyerek ona en uygun besinleri tüketmek; bana iyi gelmediğini hissettiğim besinleri yememek...

Bir Zen söylemi ile "yemek yemektir, bundan fazlası değil". 

Yemek yemek istediğiniz anları düşünün: üzüldüğünüzde, sıkıldığınızda mı yemek yemek istiyorsunuz? Ya da yapmanız gereken bir şey varken onu yapmak yerine yemek ile mi oyalanmayı tercih ediyorsunuz? Yoksa mola vemek için bir bahane mi oluyor? Veya film izlerken bir yandan bir şeyler yemek alışkanlık mı oluyor? Yani yemeğe yüklediğiniz anlamlar neler farkında mısınız?

Farkındalıklı yemek aslında açlığa anlam yüklemeyi bırakıp; sadece yemek yemek olarak görmektir. Yani bir şeyler yemek; atıştırmak istediğinizde ne tarz sebeplerinin olduğunu fark edip; bunları dönüştürmektir. Ortamdan uzaklaşmak, rahatlamak amacıyla mı yiyorsunuz? Stres ve gerginlik hissettiğiniz durumlarda hangi tür gıdalara yöneliyorsunuz? Gerçekten aç mısınız? Tüm bu soruların cevabı farkındalığa alan açar.

Farkındalıklı yemek kalori hesaplarının dışında bir konudur. Bunu salt bir kilo verme yöntemi olarak görmeyin ama bu yaklaşım kilo da vermenize yardımcı olacaktır.

Öncelikle birkaç yıkım yapalım mı;
Çocukluğunuzu düşünün; tabağını bitir – bu yemeği bile bulamayan çocuklar var; Afrika’daki çocuklar aç; yemezsen arkandan ağlar..
Varsa bu ve benzeri hatırladığınız hatırlamadığınız herhangi bir yemek yamaya anlam yükleyen etken ya da duygusal bir bağlantı varsa hepsini yakıp – yıkıp; yaratımını iptal eder misiniz? Ve yerine yemek yemek ile aranızdaki ilişkinin şifasına alan açmaya gönüllü olur musunuz?

Ve farkınlalıkla; farkındalıklı yemek..

-          Daha önce yaptığım paylaşımlarda da vardı; bir şeyleri yemeden önce bedeninize sorun; onu gerçekten yemek istiyor mu? O an bedeninizin ihtiyacı o gıda mı yoksa başka bir şey daha mı iyi gelir? Gelirse o gıda nedir? Ve neye yiyeceğinize karar verdikten sonra ellerinizle o besinleri şifalandırın. Bilgi elimizden akar temel bilgisi ile; ellerinizi o gıdanın üzerine tutun ve benim en yüksek şifama hizmet ediyor; beni en yüksek fayda ile besliyorsun; sen şifasın diyerek yapabilirsiniz.

-          Yemeye başlamadan önce yediğiniz yemeklerin rengini, kokusunu fark ederek duyularınızı harekete geçirin. Düşünün nerede nasıl üretildi; nasıl yapıldı imgeleyin ve dokularını hissedin. Ve sonra lezzetini fark ederek yemeye başlayın. Yani yiyeceklerin sizi nasıl hissettirdiğine odaklanın.

-          Yemek yerken sadece yemek yiyin. Yemek yerken aynı zamanda başka bir şey ile oyalanmak; ya da kafanızın dalgın olması durumu (yani anda kalamamanız) yediğiniz yemeği farkında olmadan yiyip bitirmenize ve normalde yiyeceğinizden daha fazla yemek yemenize sebep olabilir. Ya da herhangi bir şey ile oyalanarak tükettiğiniz öğün size hitap etmeyeceğinden keyif bile alamayabilirsiniz.  

-          Yemek yerken en az 20 dakikalık bir süreyi yemek yemeye harcamaya özen gösterin. 20 dakika çünkü; beynimize tokluk sinyalinin gitmesi yaklaşık 20 dakikayı bulmaktadır.

-          Süreyi uzatmanın en güzel yöntemlerinden biri yiyeceğiniz besinleri daha küçük parçalara ayırma ve her lokmanızı aldıktan sonra yavaş yavaş çiğnemektir. Bu yediğinizin farkında olmaya da yardımcı olacaktır.

-          Ve her zaman kullandığınız eliniz yerine diğer elinizle yemeye çalışın. Bu hem sağ-sol beyin arası dengeye alan açarken hem de yediğiniz yemeğe daha çok odaklanmanızı sağlayıp sizi yavaşlatacaktır.

-          Sadece yediğiniz lokmaya odaklanın ve her lokmanın vücudunuzdaki etkisini görmeye çalışın.

-          Doydunuz mu? Daha fazla yemeye ihtiyacınız var mı? Durma zamanınız geldi mi? Bunları sorgulayarak yemek yemeye devam edin.
Doyduğunuzu hissettiğiniz zaman ise yemeyi bırakın...

Yani özetle: farkındalıklı yemenin temeli, öncelikle vücudunuzu dinlemenize ve de yeme şeklinizi değiştirmenize dayanıyor. Bu aslında bir yaşam şekli ve bu sayede sevdiğiniz gıdalardan kaçmak yerine yediğiniz yiyeceklerden mutlu olmayı öğreniyorsunuz; hem de kendinizi hiçbir şeyden de mahrum bırakmadan…

“Yediğinizin farkında olun, o anda kalın, pişmanlık hissetmeyin”!

Ve yine daha önce bahsettiğim gibi; başlangıç adımı olarak odaklanmak için her gün bir öğünü seçebilirsiniz. Farkındalık bir süre sonra doğal olarak gelişmeye başlayacaktır. 

Keyifli fakındalıklar..

11.11.20

Bu da geçer Ya Hû

 

‘Bu da geçer Ya Hû’: mantra niteliğinde bulduğum; çok da sık kullandığım bir sözdür. Titreşimi bana iyi gelir. Eğer sizi de titrettiyse alın şifasına açılın lütfen..
Sözün aslı bundan bin küsür sene önceye , Bizans dönemine uzanır. Bizanslılar fena bir işe uğradıkları zaman ‘Buda geçer’ manasına gelen ‘k’afto ta perasi’ demektedirler. Söylem Selçuklular zamanında İran taraflarına geçer ve Farsçalaşıp ‘in niz beguzered’ olur.
Osmanlılar devrinde Türkçe söylenip ‘bu da geçer’ yapılır ve tekke ve dergâhlarda da benimsenmesi ile birlikte sonuna ‘Ya Allah’ manasına gelen bir ‘Ya Hû’ ilave edilip ‘BU DA GEÇER YA HÛ’ haline gelir…

Hep alan açmak diyorum ya; bu alanı dün bana İsviçre’li bir arkadaşım açtı.. Rumi hakkında ne düşünüyorsun dedi ve başladık yazışmaya (yumuşak karantina dediklerine biz de geçtik; artık fizilsel mesafeleri koruyoruz)…
O an düşündüm; en çok hangi sözü iyi gelirdi bugünlere diye sorularlayaratım alanından bu çıktı  
“Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin?” ― Mevlana Rumi

Bu satıları okuyan değerli can; çok mu bunaldın; çok mı sıkıldın; dayanmak zor  - çözümler uzak mı geliyor? Bil ki yalnız değilsin! Bil ki bugünler de geçiyor.. Bil ki Olmakta OLan her zaman iyidir..
İnsanlık bir salgın dönemini mi yaşıyor: OLABİLİR..
Çok mu sıkışıp kaldın; işini mi kaybettin; sevdiklerin hasta mı; korkuların mı var; parasızlık – işsizlik – sağlıklı bir ilişkinin olmayışı canını mı sıkıyor: OLABİLİR..
Sürekli aynı döndüleri yaşamaktan çok mı sıkıldın; vücudunda tuttuğun kilolar çok mu rahatsızlık verici: OLABİLİR..
Hepsi geçer..geçiyor..
Kışın sonu bahar değil mi? Hep de öyle olmadı mı? Neler neler atlattın bir düşünsene.. Herbiri yeni bir öğreti oldu; yeni bir alan açtı; sen onlarla dönüştün büyüdün; olgunlaştın yoluna devam etmedin mi?
Ve artık her zamankinden daha iyi biliyorsun ne kadar da güçlü olduğunu.. Artık çok daha farkında ve çok daha bilinçlisin..
FARKET içindekini; gör – tanı bil negatif duyguları ve bırak aksın; bırak mesajlarını versin ve sen de onlar da yolları ayırmaya gönüllü olsun.. sonra BIRAK.. usulca, yavaşça, sertçe.. sen nasıl dilersen; içinden nasıl gelirse.. ister bir aracı ile ister yalnız.. ve sonra koy yerine mis gibi yüksek – pozitif duyguları.. Nasıl olacak ki? dediğini duyuyorum.. inan kolay.. bir gönüllü ol bakalım nasıl akıyor? Bir niyetle başla! İnan arkası gelmeye hazır.. Niyet et; elinden geleni yap ve izle kalbinin / ruhunun bilgeliğini.. çünkü cevaplar orada.. özün her şeyi biliyor ve sana sesini duyurmaya hazır.. aç bilincini buna ve başla dinlemeye..

Sen yeter ki yaratılmış mükemmel bir zerre olduğunu fark et! Evet çünkü sen; seni her yapan bileşenle kıymetlisin; tıpkı herkes gibi..evet sevmediğini düşündüğün, kızdığın, affedemediğin, suçladığın herkes gibi.. Hepimiz kıymetliyiz; hepimizin bir rolü, görevi var..
Nasıl ki; gül dikeni ile var; bizler de içimizdeki negatif ve pozitiflerle varız.. zıtlıklaryasası .. Ve o negatifleri hafifletme, bazılarını bırakıp dönüştürme gücü, bilgeliği ve yaratım gücü bizde var.. istemez misin fark edip kullnamayı.. haydi al ve kullan o zaman..

 Sevgi ve ışıkla..