19.9.19

İçindeki Gölgeleri Yok Etmek..


Nereden başlayıp nasıl anlatmalı ki...
Kelimeler kafamda taklalar atarken; hislerim dolup taşarken; kelimelere anlam yüklemeye çalışıp;  uygun cümleleri kurmaya çalışmak ne zormuş..
Biraz heyecan - biraz gerginlik - belki biraz da merak.. Acaba gerçekten insanlara dokunabilecek miyim? Gerçekten hep yıllardır dediğim gibi “hayatlara gerçekten dokunabilip; birşeyler için tıpkı geçmişte bana dokunanların bende yaratığı gibi güzel farkındalıklar – mutlu başlangıçlar – hep daha iyiye atılan adımlara yardım edebilecek miyim!?
Şimdilik sadece başlıyorum; taa içimden bir niyetle: her kim olursa bir şekilde satırlarımı okuyan; ışığı görsün, duysun, hissetsin – rehberlik alsın – sorularına cevap alsın burdan.. Çünkü benim hikayem de böyle başlamıştı yaklaşık 5 yıl önce!
Uzak bir ülkede (Amerika’da) adı Irvine olan dünyanın o en sakin – güvenli – huzurlu ve benim için hep özel kalacak o şehrinde; evlerinde kiracı olarak yaşadığım; bana ikinci ailem diyeceğim kadar insancıl – sıcak – içten yaklaşan o güzel ailenin kitaplığında Debbie Ford’un, Türkçe’ye de “Işığı Arayanların Karanlık Yanı” olarak çevrilen kitabını elime almamla başladı..
Aslında bu cümleyi kurarken bile o kadar çok yazı konusu geçiyor ki aklımdan; “hayatta herşeyin nasıl bir sebepten olduğu”, “dünyanın bir ucunda yalnızlığı seçmişken aslında bunun nasıl içsel ve doğru bir tercih olduğu”, “hayatımıza giren insanlarla nasıl güzel kontratlarımızın olduğu – ki bu kontrat konusuna mutlaka ayrıca değinmeliyim sanırım –”, “seçimlerimizin veya seçmediklerimizin bize açtığı ufuklar”, “işaretleri doğru yorumlayabilmenin önemi”… o kadar o kadar çok şey var ki yazmak, anlatmak istediğim..! Neden daha önce başlamamıştım ki diyen içimden gelen bir çığlığa cevaben ee “herşeyin bir zamanı vardır Şule; herşey olması gerektiği zamanda ve yerde olur” diyen iç sesim .. J
Ve tabi doğru zamanı belki de artık yaratmama destek olan; “mutluluğumu da – hüznümü de benimle aynı tınıda paylaşabilen (dün gece adeta boynuz kulağı geçer dedirtecek şekilde bana yaptığı drama ile artık kabuğumu kırmamda altın vuruşun mimarı; ki bu drama vb nedir ayrı bir yazının konusu da bu olur; hatta yazı dizisi diyelim) hayat arkadaşım – yoldaşım – birçokşeyim eşim: Selim Sarıyerli;
bikaç gün önce artık bana Şule aç şu bloğu ve sende kendine görünür kıl şu gücünü nidasıyla tatlı baskısını hissettiren, son 5-6 yıldır her nerede olursam olayım, her an yanımda hissettiğim, onun güzel tabiriyle mesafesiz dostum Burcu Eş Özyürüyen;
ve hayatımın bir diğer Burcu’su; yine son yıllarda hayatıma giren ama öylesi güzel – öylesi krirtik ve önemli katkılar - aracılıklar yapan (ki bu da mutlaka upuzun bir yazının konusu olacaktır), yine son iki haftadır birbirimize karşılıklı yaptığımız çalışmalarla birbirimize güzel aracılıklar yaptığım; belki de bugün bu noktada bu işlere artık gerçekten odaklanabilmemin en büyük mimarı, ilk adımlarımın güzel aracısı, ihtiyaç duyduğum her an ruhumdan ses olabilen eşsiz insan Burcu Ertek;
ve ve veee; “yaşam tasarım merkezi”nin kurusucu, aldığım ilk eğitimlerin hocası, öğrendiğim ve artık başkalarına da uygulayabildiğim pek çok çalışmanın mimarı, kendimi bulma yolunda (ki o yolculuk hep sürüyor, en azından yaşam amacıma yaklaşma yolunda diyelim) bir başka eşsiz ruh Ebru Demirhan ve onun müthiş yardımcısı Seda Nerkis..
Bu kısım saydığım bu mükemmel insanları tanımayanlar için biraz sıkıcı olsa da, bugün bu satırlar destekleriyle dökülmeye başladıysa isimlerini geçmeliydi..
Ve evet serüvenime ışık tutan, bana bu yolu gösteren o rehber kitap ve tam da yazarının öldüğü günlerde o kitabı okumamın sa benim için ayrı bir denk geliş oluşu..
Gelelim kitaba; öncelikle şunu demeliyim ki bu tarz düşüncelerle ilk defa tanışanlar için çok sarsıcı bir kitap. Çünkü kızdığınız, tepki verdiğiniz, sizde öyle ya da böyle bir his uyandıran tüm tavır ve davranışların aslında sizin de içinizde var olduğunu ve rahatsızlığınızın sebebinin tamamen karşınızdaki durumun size kendinizden bir kesit sunması olduğunu anlatıyor. Kısacası “aynalama” denilen o durum! Zaten içinde her bölümün sonunda yer alan egzersizler de size tokat gibi çarpıyor.. Zorlu bir okuma süreci, çünkü size kendinizle fazlaca yüzleştiriyor; ama içindeki egzersizleri de uygulayıp kitabı bitirdiğinizde kendinizle ilgili farkındalıklarınız bayağı bayağı artmış oluyor. Tabii kendinize kızmaktan, egonuzun size caydırmasından ya da tokatlamasından geri durabilirseniz.. Yani klasik tabirle bu enerji olaylarına yeni başlayanlar için güzel bir ilk adım kitabı olabilir; benim hikayem tam da o noktada başlamıştı.. Ama daha yumuşak bir adım isterseniz “çekim yasası” ile başlayarak “Rezonans Kanunu”nu ilk okumalığınız yapabilirsiniz. Daha size önereceğim o kadar çok kitap var kii; herşeyi herşeyi yazmaya inanılmaz sabırsızlanıyorum J
Tekrar kitaba dönersem; fikir olması adına birkaç alıntı yapıp; kararı size bırakacağım. Ama dediğim gibi kendiniz üzerinde çalışmak için müthiş bir rehber kitap!

“Eğer kabul etmediğimiz bir veçhemiz varsa, hayatımıza hep bu veçheyi sergileyen insanları çekeceğizdir. Evren bize gerçekte kim olduğumuzu göstermeye ve bizim yeniden bütün olmamıza yardım etmeye çalışmayı sürdürecektir. Çoğumuz bu sahiplenilmemiş veçheleri o kadar derine gömmüşüzdür ki nerede tiksintiyle baktığımız belli tipte bir insan gibi olabileceğimizi göremeyiz. Ancak, eğer o belli insan tipi yaşamımızda ortaya çıkmayı sürdürürse, bunun bir nedeni vardır.
Kendi özelliklerinizi sahiplenmeyi başarmanın birçok yolu vardır. İşe sizi rahatsız eden nitelikler üzerinde konsantre olarak başlayın. Hoşlanmadığınız ya da nefret ettiğiniz insanları tarif eden sözcükler listenizi çıkarın ve her bir özelliği inceleyin. Ne kadar direngen olursanız olun, bu sürecin işlemesi için bu özelliklerin her birini sahiplenmelisiniz. Yaşamınızda bu özelliği sergilediğiniz ya da bir başkasının sizin bu özelliği sergilediğinizi algılamış olabileceği bir yer bulun. Her özelliği bir ceketi dener gibi deneyin, size uyup uymadığına bakın, onun nasıl bir his verdiğini görün ve onun uyması için ne yapmanız gerektiğini düşünün. Sevdiğiniz biri tarafından o söz size söylense nasıl tepki göstereceğinizi hayal edin. Her bir özellik hakkında hangi yargılarda bulunduğunuzu, ve her bir özelliğe sahip insanlar hakkında hangi yargılarda bulunduğunuzu inceleyin. Bu veçheye sahip oldukları için kaç kişiyi dışladığınıza bakın. Kendinizi bu insanlarla kendi lehinize karar verecek şekilde kıyaslamaya, ya da kendi davranışınız ile onların davranışları arasında ayırım yapmaya çalışmayın. Ego’nuzun sizin davranışınızı mazur gösterip haklı çıkarmasına izin vermeyin. Unutmayın, dünya kaba birini kaba biri olarak görür.
Mucize, siz bir veçhenizi gerçekten sahiplenip benimsediğinizde meydana gelir. O noktada, size aynalık eden kişi y o davranışı sergilemeyi bırakacaktır, ya da siz o kişiyi hayatınızda istememeyi seçebilecek hale geleceksiniz. Siz fişi o prizden çektiğinizde, artık bir başka kişinin sizin gölgenizi size geri yansıtmasına ihtiyacınız kalmayacak. Çünkü siz kendiniz daha bütün olacak, ve doğal olarak bu bütünlüğü size geri yansıtanlara çekileceksiniz. Eğer ruhunuzun amacı bütün olmaksa, biz sürekli olarak bütün olmak için görmemiz gerekenleri çağıracağız. Biz daha çok yanımızı sahiplendiğimizde, hayatımıza da daha sağlıklı insanlar girecektir.
Zaman ayırıp neyi sahiplenmek istemediğinizi düşünün. Bir şeyi sahiplenmeye karşı direnç hissettiğinizde, onu atlayıp geçmeyin. Bu direncin nereden geldiğini görebilene dek araştırın. Hangi yargılarda bulunduğunuza dikkat edin. O özelliği sergilediğiniz zamanları yazın. Eğer bu konuda zorlanırsanız bir arkadaşınızdan yardım isteyin. Eğer dikkatinizi bir başkasının hoşlanmadığınız bir veçhesi üzerinde topluyorsanız, bunun sizin de o aynı veçheye sahip olmanızdan kaynaklandığını hatırlayın. Seminerlerimde birisi belli bir özelliğe saplanıp kalıp onu sahiplenmediğinde, ondan ‘direnen bir budala’ olduğu gerçeğini sahiplenmesini isterim. Bu genelde insanları güldürür. Ve onlar kendi içlerindeki direnen budalayla birlikte olabildiklerinde, genelde direnmelerine neden olan sözcüğü hızla aşabilirler.
Sahiplenilecek en zor sözcükler daima birinin bize yanlış yaptığını düşündüğümüz olaylarla ilişkilidir. Ego’muz yaşamımızın durumundan ötürü bir başkasını suçlamaktan vazgeçmemize yol açacak özellikleri sahiplenmemize direnir. Çoğumuz bize zarar vermiş insanlara karşı davalar oluşturmak için uzun bir zaman harcamışsızdır.
Oprah Winfrey bir zamanlar yaptığı bir açılış konuşmasında, ‘Yaralarınızı bilgeliğe dönüştürün.’ demişti. Kırgınlıklarınıza, küslüklerinize tutunmak yerine onlardan ders alın. Yaralarınızdan nasıl yararlandığınızı görmek için bakın. Onlar sizi nereye götürdüler? Eğer o kötü deneyimi geçirmemiş olsaydınız, hayatınızda şimdi kim olmayabilecekti? Ve yaralarınıza tutunmanız hayallerinizi gerçekleştirmenizi nasıl engelliyor? Siz gelişip öğrenmek için yaralarınızı kullandığınızda, kurban olmayı sürdürmek zorunda kalmazsınız. Size zarar vermiş olan o kişiye bakın, o kişinin hangi veçhelerine fişi taktığınızı inceleyin. Ve o şeyleri kendi içinizde bulabildiğinizde, artık o kişiye bağlı olmayacak ya da ondan etkilenmeyeceksiniz.”


*Özetle; “Her insanın içinde başkalarından ve hatta kendinden bilinçli ya da bilinçsizce gizlediği karanlık bir yan vardır. Gölgelerimiz de diyebiliriz. Ve ışığa – aydınlığa çıkarılmadığı için karanlıktır… Onu farkedip, ortaya çıkarıp, kabule geçemedikçe bu yanımız bizi sürekli engellemeye; bize mutsuzlukları, korkuyu, acıları yaşatmaya ve hatta o gölgeleri barındıran davranışlar sergileyen insanları bize ayna olmaları için hayatımıza bu çekmeyi sürdürecektir. Bu karanlık yanlarımızı farkedip; o gölgelerimizle bütünleşmemiz, ve o yanlarımızı kamufle edebilmek için takındığımız maskeleri çıkarabilmemiz bizi en temelde rahatlatır; nefes aldırır. Ama asıl önemlisi kısılıp kalmış yaşam enerjimizin serbest kalmasını sağlar. Aydınlanmaya giden yol sadece tanrısal olanı aramayı değil, karanlık benliğin tümüyle kabullenilmesini ve böylece muhteşem bütünlüğümüze erişmeyi içerir.
Eğer cevabınız “evet; ben gölgelerimle yüzleşmeye hazırım ise, bu kitap önerisinin yanında size küçük bir egzersiz de önermek isterim. Sevgili Ebru Demirhan’dan aldığım eğitimlerden bir pratik.. Kendi kendime de çevremde ihtiyaç duyanlara da çok uygulamışımdır.
Şifa olsun..

Uygulama Önerisi
:
Davranışları size rahatsızlık veren bir insanı düşünün. Bir kağıda ikiye katlayarak bir tarafına önce onun size karşı davranışlarını madde madde sıralayın; özellikle rahatsızlık veren tavırları. Aynı kağıdı diğer tarafına o maddelerin karşılarına gelecek şekilde sizin o kişiye karşı olan tavırlarınızı sıralayın. Sonra katlı kısmı açarak karşı karşıya gelen maddeleri okuyun.. Tavırların birbirine ne kadar de denk – parallel geldiği size çok şaşırtacak! Etki tepki durumları gibi maddeler göreceksiniz.. Sonra özellikle denk gelen bu maddelerden size rahatsızlık veren kişinin tarafına düşen davranışları belirleyip; geçin aynanın karşısına ve o maddeleri yüksek sesle okumaya başlayın. Bunu bir cümle dizilimi içerisinde yapmak çok daha faydalı olabilir; örneğin: “bencil, umursamaz, ukala, insanlara değer vermeyen” gibi davranış kalıpları mı çıktı; bunları ayna karşısında şu şekilde okuyabilirsiniz: “Ben XXX (adınız – soyadınız; evli iseniz kızlık soyadınızı da kullanarak) tüm [bencilliğimi – umursamaz tavırlarımı – ukala hareketlerimi – insanlara değer vermez hallerimi] biliyorum. Bu huylarımı ve davranışlarımı kabul ediyorum. Kendimi bu davranış ve düşüncelerimden dolayı affediyor; bu farkındalığım için kendime teşekkür ediyor; kendimden özür diliyorum. Kendimi seviyorum. Farkındalığım için şükürler olsun.” Ve bu noktada eğilerek kendinizi de selamlayarak çalışmayı kapatabilirsiniz.

29.10.17

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder