Nereden başlayıp nasıl anlatmalı
ki...
Kelimeler kafamda taklalar atarken;
hislerim dolup taşarken; kelimelere anlam yüklemeye çalışıp; uygun cümleleri kurmaya çalışmak ne zormuş..
Biraz heyecan - biraz gerginlik -
belki biraz da merak.. Acaba gerçekten insanlara dokunabilecek miyim? Gerçekten
hep yıllardır dediğim gibi “hayatlara gerçekten dokunabilip; birşeyler için
tıpkı geçmişte bana dokunanların bende yaratığı gibi güzel farkındalıklar –
mutlu başlangıçlar – hep daha iyiye atılan adımlara yardım edebilecek miyim!?
Şimdilik sadece başlıyorum; taa içimden
bir niyetle: her kim olursa bir şekilde
satırlarımı okuyan; ışığı görsün, duysun, hissetsin – rehberlik alsın –
sorularına cevap alsın burdan.. Çünkü benim hikayem de böyle başlamıştı
yaklaşık 5 yıl önce!
Uzak bir ülkede (Amerika’da) adı
Irvine olan dünyanın o en sakin – güvenli – huzurlu ve benim için hep özel
kalacak o şehrinde; evlerinde kiracı olarak yaşadığım; bana ikinci ailem
diyeceğim kadar insancıl – sıcak – içten yaklaşan o güzel ailenin kitaplığında Debbie Ford’un, Türkçe’ye de “Işığı
Arayanların Karanlık Yanı” olarak çevrilen kitabını elime almamla başladı..
Aslında bu cümleyi kurarken bile o
kadar çok yazı konusu geçiyor ki aklımdan; “hayatta herşeyin nasıl bir sebepten
olduğu”, “dünyanın bir ucunda yalnızlığı seçmişken aslında bunun nasıl içsel ve
doğru bir tercih olduğu”, “hayatımıza giren insanlarla nasıl güzel
kontratlarımızın olduğu – ki bu kontrat konusuna mutlaka ayrıca değinmeliyim
sanırım –”, “seçimlerimizin veya seçmediklerimizin bize açtığı ufuklar”,
“işaretleri doğru yorumlayabilmenin önemi”… o kadar o kadar çok şey var ki
yazmak, anlatmak istediğim..! Neden daha önce başlamamıştım ki diyen içimden
gelen bir çığlığa cevaben ee “herşeyin bir zamanı vardır Şule; herşey olması
gerektiği zamanda ve yerde olur” diyen iç sesim .. J
Ve tabi doğru zamanı belki de artık
yaratmama destek olan; “mutluluğumu da – hüznümü de benimle aynı tınıda
paylaşabilen (dün gece adeta boynuz kulağı geçer dedirtecek şekilde bana
yaptığı drama ile artık kabuğumu kırmamda altın vuruşun mimarı; ki bu drama vb
nedir ayrı bir yazının konusu da bu olur; hatta yazı dizisi diyelim) hayat
arkadaşım – yoldaşım – birçokşeyim eşim: Selim Sarıyerli;
bikaç gün önce artık bana Şule aç şu
bloğu ve sende kendine görünür kıl şu gücünü nidasıyla tatlı baskısını
hissettiren, son 5-6 yıldır her nerede olursam olayım, her an yanımda
hissettiğim, onun güzel tabiriyle mesafesiz dostum Burcu Eş Özyürüyen;
ve hayatımın bir diğer Burcu’su;
yine son yıllarda hayatıma giren ama öylesi güzel – öylesi krirtik ve önemli
katkılar - aracılıklar yapan (ki bu da mutlaka upuzun bir yazının konusu
olacaktır), yine son iki haftadır birbirimize karşılıklı yaptığımız
çalışmalarla birbirimize güzel aracılıklar yaptığım; belki de bugün bu noktada
bu işlere artık gerçekten odaklanabilmemin en büyük mimarı, ilk adımlarımın
güzel aracısı, ihtiyaç duyduğum her an ruhumdan ses olabilen eşsiz insan Burcu
Ertek;
ve ve veee; “yaşam tasarım
merkezi”nin kurusucu, aldığım ilk eğitimlerin hocası, öğrendiğim ve artık başkalarına
da uygulayabildiğim pek çok çalışmanın mimarı, kendimi bulma yolunda (ki o
yolculuk hep sürüyor, en azından yaşam amacıma yaklaşma yolunda diyelim) bir
başka eşsiz ruh Ebru Demirhan ve onun müthiş yardımcısı Seda Nerkis..
Bu kısım saydığım bu mükemmel
insanları tanımayanlar için biraz sıkıcı olsa da, bugün bu satırlar
destekleriyle dökülmeye başladıysa isimlerini geçmeliydi..
Ve evet serüvenime ışık tutan, bana
bu yolu gösteren o rehber kitap ve tam da yazarının öldüğü günlerde o kitabı
okumamın sa benim için ayrı bir denk geliş oluşu..
Gelelim kitaba; öncelikle şunu
demeliyim ki bu tarz düşüncelerle ilk defa tanışanlar için çok sarsıcı bir
kitap. Çünkü kızdığınız, tepki verdiğiniz, sizde öyle ya da böyle bir his
uyandıran tüm tavır ve davranışların aslında sizin de içinizde var olduğunu ve
rahatsızlığınızın sebebinin tamamen karşınızdaki durumun size kendinizden bir
kesit sunması olduğunu anlatıyor. Kısacası “aynalama” denilen o durum! Zaten
içinde her bölümün sonunda yer alan egzersizler de size tokat gibi çarpıyor..
Zorlu bir okuma süreci, çünkü size kendinizle fazlaca yüzleştiriyor; ama
içindeki egzersizleri de uygulayıp kitabı bitirdiğinizde kendinizle ilgili
farkındalıklarınız bayağı bayağı artmış oluyor. Tabii kendinize kızmaktan,
egonuzun size caydırmasından ya da tokatlamasından geri durabilirseniz.. Yani
klasik tabirle bu enerji olaylarına yeni başlayanlar için güzel bir ilk adım
kitabı olabilir; benim hikayem tam da o noktada başlamıştı.. Ama daha yumuşak
bir adım isterseniz “çekim yasası” ile başlayarak “Rezonans Kanunu”nu ilk
okumalığınız yapabilirsiniz. Daha size önereceğim o kadar çok kitap var kii;
herşeyi herşeyi yazmaya inanılmaz sabırsızlanıyorum J
Tekrar kitaba dönersem; fikir olması
adına birkaç alıntı yapıp; kararı size bırakacağım. Ama dediğim gibi kendiniz
üzerinde çalışmak için müthiş bir rehber kitap!
“Eğer kabul etmediğimiz bir veçhemiz
varsa, hayatımıza hep bu veçheyi sergileyen insanları çekeceğizdir. Evren bize
gerçekte kim olduğumuzu göstermeye ve bizim yeniden bütün olmamıza yardım
etmeye çalışmayı sürdürecektir. Çoğumuz bu sahiplenilmemiş veçheleri o kadar
derine gömmüşüzdür ki nerede tiksintiyle baktığımız belli tipte bir insan gibi
olabileceğimizi göremeyiz. Ancak, eğer o belli insan tipi yaşamımızda ortaya
çıkmayı sürdürürse, bunun bir nedeni vardır.
Kendi özelliklerinizi sahiplenmeyi
başarmanın birçok yolu vardır. İşe sizi rahatsız eden nitelikler üzerinde
konsantre olarak başlayın. Hoşlanmadığınız ya da nefret ettiğiniz insanları
tarif eden sözcükler listenizi çıkarın ve her bir özelliği inceleyin. Ne kadar
direngen olursanız olun, bu sürecin işlemesi için bu özelliklerin her birini
sahiplenmelisiniz. Yaşamınızda bu özelliği sergilediğiniz ya da bir başkasının
sizin bu özelliği sergilediğinizi algılamış olabileceği bir yer bulun. Her
özelliği bir ceketi dener gibi deneyin, size uyup uymadığına bakın, onun nasıl
bir his verdiğini görün ve onun uyması için ne yapmanız gerektiğini düşünün.
Sevdiğiniz biri tarafından o söz size söylense nasıl tepki göstereceğinizi
hayal edin. Her bir özellik hakkında hangi yargılarda bulunduğunuzu, ve her bir
özelliğe sahip insanlar hakkında hangi yargılarda bulunduğunuzu inceleyin. Bu
veçheye sahip oldukları için kaç kişiyi dışladığınıza bakın. Kendinizi bu
insanlarla kendi lehinize karar verecek şekilde kıyaslamaya, ya da kendi
davranışınız ile onların davranışları arasında ayırım yapmaya çalışmayın.
Ego’nuzun sizin davranışınızı mazur gösterip haklı çıkarmasına izin vermeyin.
Unutmayın, dünya kaba birini kaba biri olarak görür.
Mucize, siz bir veçhenizi gerçekten
sahiplenip benimsediğinizde meydana gelir. O noktada, size aynalık eden kişi y
o davranışı sergilemeyi bırakacaktır, ya da siz o kişiyi hayatınızda istememeyi
seçebilecek hale geleceksiniz. Siz fişi o prizden çektiğinizde, artık bir başka
kişinin sizin gölgenizi size geri yansıtmasına ihtiyacınız kalmayacak. Çünkü
siz kendiniz daha bütün olacak, ve doğal olarak bu bütünlüğü size geri
yansıtanlara çekileceksiniz. Eğer ruhunuzun amacı bütün olmaksa, biz sürekli
olarak bütün olmak için görmemiz gerekenleri çağıracağız. Biz daha çok yanımızı
sahiplendiğimizde, hayatımıza da daha sağlıklı insanlar girecektir.
Zaman ayırıp neyi sahiplenmek
istemediğinizi düşünün. Bir şeyi sahiplenmeye karşı direnç hissettiğinizde, onu
atlayıp geçmeyin. Bu direncin nereden geldiğini görebilene dek araştırın. Hangi
yargılarda bulunduğunuza dikkat edin. O özelliği sergilediğiniz zamanları
yazın. Eğer bu konuda zorlanırsanız bir arkadaşınızdan yardım isteyin. Eğer
dikkatinizi bir başkasının hoşlanmadığınız bir veçhesi üzerinde topluyorsanız,
bunun sizin de o aynı veçheye sahip olmanızdan kaynaklandığını hatırlayın.
Seminerlerimde birisi belli bir özelliğe saplanıp kalıp onu sahiplenmediğinde,
ondan ‘direnen bir budala’ olduğu gerçeğini sahiplenmesini isterim. Bu genelde
insanları güldürür. Ve onlar kendi içlerindeki direnen budalayla birlikte
olabildiklerinde, genelde direnmelerine neden olan sözcüğü hızla aşabilirler.
Sahiplenilecek en zor sözcükler
daima birinin bize yanlış yaptığını düşündüğümüz olaylarla ilişkilidir. Ego’muz
yaşamımızın durumundan ötürü bir başkasını suçlamaktan vazgeçmemize yol açacak
özellikleri sahiplenmemize direnir. Çoğumuz bize zarar vermiş insanlara karşı
davalar oluşturmak için uzun bir zaman harcamışsızdır.
Oprah Winfrey bir zamanlar yaptığı bir açılış konuşmasında, ‘Yaralarınızı bilgeliğe dönüştürün.’ demişti. Kırgınlıklarınıza, küslüklerinize tutunmak yerine onlardan ders alın. Yaralarınızdan nasıl yararlandığınızı görmek için bakın. Onlar sizi nereye götürdüler? Eğer o kötü deneyimi geçirmemiş olsaydınız, hayatınızda şimdi kim olmayabilecekti? Ve yaralarınıza tutunmanız hayallerinizi gerçekleştirmenizi nasıl engelliyor? Siz gelişip öğrenmek için yaralarınızı kullandığınızda, kurban olmayı sürdürmek zorunda kalmazsınız. Size zarar vermiş olan o kişiye bakın, o kişinin hangi veçhelerine fişi taktığınızı inceleyin. Ve o şeyleri kendi içinizde bulabildiğinizde, artık o kişiye bağlı olmayacak ya da ondan etkilenmeyeceksiniz.”
Oprah Winfrey bir zamanlar yaptığı bir açılış konuşmasında, ‘Yaralarınızı bilgeliğe dönüştürün.’ demişti. Kırgınlıklarınıza, küslüklerinize tutunmak yerine onlardan ders alın. Yaralarınızdan nasıl yararlandığınızı görmek için bakın. Onlar sizi nereye götürdüler? Eğer o kötü deneyimi geçirmemiş olsaydınız, hayatınızda şimdi kim olmayabilecekti? Ve yaralarınıza tutunmanız hayallerinizi gerçekleştirmenizi nasıl engelliyor? Siz gelişip öğrenmek için yaralarınızı kullandığınızda, kurban olmayı sürdürmek zorunda kalmazsınız. Size zarar vermiş olan o kişiye bakın, o kişinin hangi veçhelerine fişi taktığınızı inceleyin. Ve o şeyleri kendi içinizde bulabildiğinizde, artık o kişiye bağlı olmayacak ya da ondan etkilenmeyeceksiniz.”
*Özetle; “Her insanın içinde
başkalarından ve hatta kendinden bilinçli ya da bilinçsizce gizlediği karanlık
bir yan vardır. Gölgelerimiz de diyebiliriz. Ve ışığa – aydınlığa çıkarılmadığı
için karanlıktır… Onu farkedip, ortaya çıkarıp, kabule geçemedikçe bu yanımız
bizi sürekli engellemeye; bize mutsuzlukları, korkuyu, acıları yaşatmaya ve
hatta o gölgeleri barındıran davranışlar sergileyen insanları bize ayna
olmaları için hayatımıza bu çekmeyi sürdürecektir. Bu karanlık yanlarımızı
farkedip; o gölgelerimizle bütünleşmemiz, ve o yanlarımızı kamufle edebilmek
için takındığımız maskeleri çıkarabilmemiz bizi en temelde rahatlatır; nefes
aldırır. Ama asıl önemlisi kısılıp kalmış yaşam enerjimizin serbest kalmasını
sağlar. Aydınlanmaya giden yol sadece tanrısal olanı aramayı değil, karanlık
benliğin tümüyle kabullenilmesini ve böylece muhteşem bütünlüğümüze erişmeyi
içerir.
Eğer cevabınız “evet; ben
gölgelerimle yüzleşmeye hazırım ise, bu kitap önerisinin yanında size küçük bir
egzersiz de önermek isterim. Sevgili Ebru Demirhan’dan aldığım eğitimlerden bir
pratik.. Kendi kendime de çevremde ihtiyaç duyanlara da çok uygulamışımdır.
Şifa olsun..
Şifa olsun..
Uygulama Önerisi:
Davranışları size rahatsızlık veren bir insanı düşünün. Bir kağıda ikiye katlayarak bir tarafına önce onun size karşı davranışlarını madde madde sıralayın; özellikle rahatsızlık veren tavırları. Aynı kağıdı diğer tarafına o maddelerin karşılarına gelecek şekilde sizin o kişiye karşı olan tavırlarınızı sıralayın. Sonra katlı kısmı açarak karşı karşıya gelen maddeleri okuyun.. Tavırların birbirine ne kadar de denk – parallel geldiği size çok şaşırtacak! Etki tepki durumları gibi maddeler göreceksiniz.. Sonra özellikle denk gelen bu maddelerden size rahatsızlık veren kişinin tarafına düşen davranışları belirleyip; geçin aynanın karşısına ve o maddeleri yüksek sesle okumaya başlayın. Bunu bir cümle dizilimi içerisinde yapmak çok daha faydalı olabilir; örneğin: “bencil, umursamaz, ukala, insanlara değer vermeyen” gibi davranış kalıpları mı çıktı; bunları ayna karşısında şu şekilde okuyabilirsiniz: “Ben XXX (adınız – soyadınız; evli iseniz kızlık soyadınızı da kullanarak) tüm [bencilliğimi – umursamaz tavırlarımı – ukala hareketlerimi – insanlara değer vermez hallerimi] biliyorum. Bu huylarımı ve davranışlarımı kabul ediyorum. Kendimi bu davranış ve düşüncelerimden dolayı affediyor; bu farkındalığım için kendime teşekkür ediyor; kendimden özür diliyorum. Kendimi seviyorum. Farkındalığım için şükürler olsun.” Ve bu noktada eğilerek kendinizi de selamlayarak çalışmayı kapatabilirsiniz.
29.10.17
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder