17.9.21

Çocuğunuz okulla ilgili zorluk mu yaşıyor?

 


Niyetler kabul oldu; yüz yüze eğitime kavuştuk ama şimdi çocuklarımız okula uyumlanmakta zorluk mu çekiyor?
Güne okula gitmemek isteğiyle mi başlıyorlar?
İsteksizliklerini çok net belirtmeseler dahi okuldan mutsuz mu dönüyorlar?
Eski keyifleri pek yok gibi mi?
Veya başka türlü sendromlar mı yaşanıyor bugünlerde evinizde?

Çocuklarınıza destek olmak, bu süreçlerinde kolaylıkla uyumlanmalarını sağlamak için birer anne ya da baba olarak onlara alan açmak ister misiniz?
16; özellikle 12 yaş altı çocuklarınız için onlar adına yapabileceğiniz çok şey var. Mesela; birkaç öneri

-          Onlar uyurken yanlarında durup iç sesinizle veya dış sesinizle onlarla konuşabilirsiniz. Bu konuşmalar tabiî ki çocuklarınızın yaşadıklarına ya da yaşayamadıklarına özel olacağından bir reçete veremiyorum; konuşmanın içeriğini anne ya da baba olarak kalbinize bırakabilirsiniz; ama en temelde “yaşadıkları endişeleri hissedebildiğinizi; sevgi ve güveninizle yanında olduğunuzu; ona güvendiğinizi – onu çok sevdiğinizi” tekrarlayabilirsiniz. Ve onların konularına paralel, “büyümenin; yaş almanın – okullu olmanın – sorumluluk alanının değişmesi ya da gelişmesinin nasıl duygular olduğunu; aslında bunların hediyelerinin olduğunu anlatabilirsiniz”. Hatta sorularla yaratım ile bu alanı destekleyerek onlar adına şu soruları; cevaplarının onları gelip hızla bulabilmesi niyetiyle; evrene adeta sihirli oklar gibi atabilirisini

o   Büyümenin senin için hediyeleri nelerdir? Hemen görmene, duymana, bilmene ve alıp kullanmana niyet ediyorum?

o   Benim - biizim (anne ve baba olarak sadece kendinizden ya da aileninizin tümünden de bahsedebilirsiniz) sevgi ve güvenimizi mutlak şekliyle hissedip; tarafımızdan desteklendiğini bilmen için neler mümkün?

o   Senin için okul süreçlerinin; eğitim ve öğrenim hayatının hediyeleri neler? Hızla fark edip, yaşamına dahil etmen nasıl mümkün olur?

o   Senin için her şey bundan daha iyi nasıl olur?

o   Okulunda keyifle öğrenim hayatını sürdürebilmek için neyi bilmen gerekiyor? Her ne ise bilmen gerekenler hızla fark etmene – hatırlamana – öğrenmene niyet ediyorum.

Gibi gibi örnekleri arttırabilirsiniz..

-          Aynı şekilde her sabah daha o uyanmadan da onunla konuşup sevginizi, güvenininizi ona fısıldayabilir; her sabah ona sarılarak ve içinizden onu ne kadar sevdiğinizi – ona ne kadar güvendiğinizi geçirerek; kalpten kalbe bağ kurduğunuzu ve bu hisleri ona akıttığınızı imgeleyebilirsiniz ve güne bu sıcak duygularla başlamasına yardım edebilirsiniz.

-          İnancınız doğrultusunda meleklerden, rehber varlıklardan yardım talebinde bulunabilirsiniz.

-          Eğer bir takım şüpheleri, kaygıları olduğunu hissediyorsanız; bu yükleri onun adına bırakabilir ve-veya sizinle konuşup sorularını sormasına; şüphelerini aktarmasına ve bu sayede hepsini dışa akıtmasına devamında da olası rahatlatıcı cevapları almasına destek olabilirsiniz.

-          Ek olarak daima kullanabileceğiniz güzel bir cümle: “çocuğuma akan sevgim özgür; şifam serbest; onu sevgimle destekliyorum”

Ve kendinizle ilgi yapabilecekleriniz;

-          Kendi okul süreçlerinizi, eğitim hayatınızı düşünüp; zihninizle bir takım anılara, travmalara ulaşamasanız daha (ki aslında pek çok insan çeşitli negatif anılar yüklenmiştir okulla ilgili); bu anılarla – yüklerle bağınızı kesebilirsiniz. En basit şekliyle gözünüzü kapatıp çocukluğunuzu karşınıza alıp onunla konuşarak bunu yapabilir; bir çocukluk resminizle konuşabilir ya da yükleri direkt bir çöp poşetine ya da klozete bırakabilirsiniz.
Hatta lütfen şunu da ekleyin “varsa; atalarımdan almış olduğum; DNAmda bilgisi aktif bulunan her türlü okul - öğrencilik travması; okula – öğrenci olmaya dair her türlü negatif kaydı – kilidi – mührü bırakıyor; yaratımını tüm hücrelerimden yakıp - yıkıp – yok ediyor ve hücresel hafızamdan siliyorum. Hepsi iptal. Çocuğumu; muhtemel çocuklarımı bu kodlardan özgürleştiriyor; nesillerimin ve devam nesillerimin kader yolunu bu kodlardan özgürleştirmesine niyet ediyorum. İlgili tüm atalarla bağımı kesiyorum. Bu konuda beni ve çocuklarımı destekleyici atalarla bağ kuruyor; DNAmda onların bilgilerinin aktive olmasına niyet ediyorum. Sevgi ve şifa ile destekleniyorum; buna izin veriyorum”

-           Niyetler kabul oldu; yüz yüze eğitime kavuştuk ama şimdi çocuklarımız okula uyumlanmakta zorluk mu çekiyor?

Güne okula gitmemek isteğiyle mi başlıyorlar?
İsteksizliklerini çok net belirtmeseler dahi okuldan mutsuz mu dönüyorlar?
Eski keyifleri pek yok gibi mi?
Veya başka türlü sendromlar mı yaşanıyor bugünlerde evinizde?

Çocuklarınıza destek olmak, bu süreçlerinde kolaylıkla uyumlanmalarını sağlamak için birer anne ya da baba olarak onlara alan açmak ister misiniz?
16; özellikle 12 yaş altı çocuklarınız için onlar adına yapabileceğiniz çok şey var. Mesela; birkaç öneri

-          Onlar uyurken yanlarında durup iç sesinizle veya dış sesinizle onlarla konuşabilirsiniz. Bu konuşmalar tabiî ki çocuklarınızın yaşadıklarına ya da yaşayamadıklarına özel olacağından bir reçete veremiyorum; konuşmanın içeriğini anne ya da baba olarak kalbinize bırakabilirsiniz; ama en temelde “yaşadıkları endişeleri hissedebildiğinizi; sevgi ve güveninizle yanında olduğunuzu; ona güvendiğinizi – onu çok sevdiğinizi” tekrarlayabilirsiniz. Ve onların konularına paralel, “büyümenin; yaş almanın – okullu olmanın – sorumluluk alanının değişmesi ya da gelişmesinin nasıl duygular olduğunu; aslında bunların hediyelerinin olduğunu anlatabilirsiniz”. Hatta sorularla yaratım ile bu alanı destekleyerek onlar adına şu soruları; cevaplarının onları gelip hızla bulabilmesi niyetiyle; evrene adeta sihirli oklar gibi atabilirisini

o   Büyümenin senin için hediyeleri nelerdir? Hemen görmene, duymana, bilmene ve alıp kullanmana niyet ediyorum?

o   Benim - biizim (anne ve baba olarak sadece kendinizden ya da aileninizin tümünden de bahsedebilirsiniz) sevgi ve güvenimizi mutlak şekliyle hissedip; tarafımızdan desteklendiğini bilmen için neler mümkün?

o   Senin için okul süreçlerinin; eğitim ve öğrenim hayatının hediyeleri neler? Hızla fark edip, yaşamına dahil etmen nasıl mümkün olur?

o   Senin için her şey bundan daha iyi nasıl olur?

o   Okulunda keyifle öğrenim hayatını sürdürebilmek için neyi bilmen gerekiyor? Her ne ise bilmen gerekenler hızla fark etmene – hatırlamana – öğrenmene niyet ediyorum.

Gibi gibi örnekleri arttırabilirsiniz..

-          Aynı şekilde her sabah daha o uyanmadan da onunla konuşup sevginizi, güvenininizi ona fısıldayabilir; her sabah ona sarılarak ve içinizden onu ne kadar sevdiğinizi – ona ne kadar güvendiğinizi geçirerek; kalpten kalbe bağ kurduğunuzu ve bu hisleri ona akıttığınızı imgeleyebilirsiniz ve güne bu sıcak duygularla başlamasına yardım edebilirsiniz.

-          İnancınız doğrultusunda meleklerden, rehber varlıklardan yardım talebinde bulunabilirsiniz.

-          Eğer bir takım şüpheleri, kaygıları olduğunu hissediyorsanız; bu yükleri onun adına bırakabilir ve-veya sizinle konuşup sorularını sormasına; şüphelerini aktarmasına ve bu sayede hepsini dışa akıtmasına devamında da olası rahatlatıcı cevapları almasına destek olabilirsiniz.

-          Ek olarak daima kullanabileceğiniz güzel bir cümle: “çocuğuma akan sevgim özgür; şifam serbest; onu sevgimle destekliyorum”

Ve kendinizle ilgi yapabilecekleriniz;

-          Kendi okul süreçlerinizi, eğitim hayatınızı düşünüp; zihninizle bir takım anılara, travmalara ulaşamasanız daha (ki aslında pek çok insan çeşitli negatif anılar yüklenmiştir okulla ilgili); bu anılarla – yüklerle bağınızı kesebilirsiniz. En basit şekliyle gözünüzü kapatıp çocukluğunuzu karşınıza alıp onunla konuşarak bunu yapabilir; bir çocukluk resminizle konuşabilir ya da yükleri direkt bir çöp poşetine ya da klozete bırakabilirsiniz.
Hatta lütfen şunu da ekleyin “varsa; atalarımdan almış olduğum; DNAmda bilgisi aktif bulunan her türlü okul - öğrencilik travması; okula – öğrenci olmaya dair her türlü negatif kaydı – kilidi – mührü bırakıyor; yaratımını tüm hücrelerimden yakıp - yıkıp – yok ediyor ve hücresel hafızamdan siliyorum. Hepsi iptal. Çocuğumu; muhtemel çocuklarımı bu kodlardan özgürleştiriyor; nesillerimin ve devam nesillerimin kader yolunu bu kodlardan özgürleştirmesine niyet ediyorum. İlgili tüm atalarla bağımı kesiyorum. Bu konuda beni ve çocuklarımı destekleyici atalarla bağ kuruyor; DNAmda onların bilgilerinin aktive olmasına niyet ediyorum. Sevgi ve şifa ile destekleniyorum; buna izin veriyorum”

13.6.21

Doğum hikayelerimizin şifası kıymetlidir 🤰🏼

 


Doğum şeklimiz ve doğum anımız çok kıymetlidir. Yaşamımızın zeminine direkt etki getiren bir konudur #doğum 🌀


Ters doğum; kordon dolanması; düşük riski; erken doğum – geç doğum; küvezde kalma durumları ve yaşanmış her türlü zorlu, travmatik “doğum hikayesi”...her biri üzerinden geçilerek şifalandırılması gereken hikayelerdir.  


Hikayenin kendisini değişmez evet  ama o olaya yüklenen anlamlar ve kodlar değiştir ve yarattığı sıkıntılar, problemler ortadan kalkar..


Tıpkı bu sahnede olduğu gibi.. Bir film sahnesinden öte bir gerçektir bu şifalandırma 🙌🏻

#KuantumSeansları tüm bu alanlara çözüm sunar 🧚🏼 #birliktenelermümkün #isiginihatirla 


28.2.21

Hani düşünce gücü denir ya..bazen de düşünmeyerek OLur aslında...


Evet odaklandığımız şeyi büyütürüz; fakat her konuda olduğu gibi burda da; dengeden sapıp; aşırıya kaçarsak bu da ters tepebilir...


Mesela; hasta iken odak o hastalık olursa hastalık büyüyebilir; duygumuz-düşüncemiz-sözümüz o hastalıkta iken hastalığın alanı büyür. 

🌀Oysaki hastalık; hastalıktan kurtulmak yerine sağlık; sağlıklı olmak odağımızda OLsa; bu odak doğrultusunda zihnimizi hastalıktan uzaklaştırıcı başka şeyler düşünsek ve yapsak bu neyi yaratır?

👇🏻

Geçmiş yıllarda bir iş arkadaşım aynen şunu yaşamıştı: liderliğini yaptığı projemizin bütçe sunumunun yapılacağı toplantının hemen öncesi gün oldukça hastaydı ve o gün ilaç, doktor tavsiyesi ne yaptıysa durumu iyiye gidememişti. 

Toplantıya katılamama ihtimaline karşı sunumu ekip üyeleri olarak kendi aramızda organize etmiştik. Ertesi gün arkadaşımız yine de orada hazır bulundu; başlarda yüksek ateşin etkisiyle pek halsiz ve suskun olmasına rağmen toplantının ilerleyen dakikalarında direksiyona geçti ve gayet zinde bir şekilde sunumdaki rolünü aldı. 

Hastalığa odaklanmak yerine anlatacaklarına odaklandığında hastalık adeta yok olmuştu sanki! 


Bu niyetlerimiz için de böyledir aslında; ne zaman ki arzularımıza aşırı odaklanmayı bırakırız arzuların yaratımı rahatlar...yani aşırı odaklanmak o sorunu gidermeyebilir hatta aksine büyütüyor olabilir. 

👇🏻

Şöyle sözler duymuşsunuzdur belki di mi: 

🧩ne zaman ki tedaviyi bıraktık çocuğumuz oldu; 

🧩ne zamanki kaybetme korkusunu bıraktım daha sevgi dolu, dengeli ilişkilerim oldu; 

🧩ne zaman ki evlenmek zorunluluğundan vazgeçtim hayatımın aşkını buldum ... örnekler artar sanırım. 🔻


Yani aslında bazen bir şeye sahip olmak için aşırı istekten vazgeçmek gerekir.

Vazgeçmek de güçtür ve bazen de bunu yapabilmek kıymetlidir. Tabiki elimizden geleni yapmak önemli ve de gerekli aslında ne var ki; bazen aşırı odaklanmak da direnç kaynağı olabilir. 

🟢

Elimizden geleni yapıp; unutmak..başta kendimize; sonra sisteme-yaradana-ilahi güce (inancimiz ne ise ona paralel) ve evrenin zamanına güvenip; akışa bırakmak 🧚🏼

🔻

🌀Yaşadıklarınızı ya da yaşayamadıklarınızı bir de bu gözle değerlendirseniz bu neyi yaratır?

#sorularlayaratım #isiginihatirla 

27.2.21

Sesimiz Sözümüz Neden Önemli?




Çalışmalar göstermiştir ki; hiçbir ses yok olmuyor. Hepsi atmosferde duruyor. 

Seslerimiz, sözlerimiz; yaradılıştan bugüne söylediğimiz her şey; atalarımızdan – nesillerimizden gelenler; herkesten çıkan sözler…

Ses de bir enerji ve iptal edilmedikçe havada asılı kalması çok muhtemel değil mi? Çokça araştırma var bulguyu destekleyen hatta paylaştığım sahne Mesaj (Contact) filminden.. 

Ses frekansını ölçenlerin cihazlarına düşen sesleri incelediklerinde; Hitler’in bir yerlerdeki tam konuşmasına ulaştıkları anın bayaz perdeye aktarımı. 


Çok müthiş bir şey değil mi? Tabiî ki iyi, güzel, olumlu, hoş sözlerimiz; temiz niyetlerimiz; dualarımız  için.. 

Peki ya küfürler, beddualar, ahlar, olumsuz sözler…

Dünya tarihi boyunca sarf edilen bütün seslerin “duruyor OLmak potansiyelini” düşününce; bunun bize ve nesillerimize etkilerini hayal edebiliyor musunuz?

Hepsi orada ve hepsi yayında! 

Sizce yaşadığımız ani mod iniş çıkışlarımızın sebeplerinden biri de bu sesler OLabilir mi? 

Bir şey yaşıyorsunuz; ona benzer olay yaşayan o ses (size, atalarınıza, geçmişinize, ve tüm diğer bileşenlerinize bağlı o ses)  atmosferden gelip sizinle buluşuyor ve direkt size yansıyor!

İç ses değil ama dış ses..

Sesimiz, sözümüz, kelimelerimiz bir sebeple de bu yüzden çok çok önemli. Önce kendimiz sonra da dünyaya olan sorumluluğumuz açısından! 

Yaradışıtan bugüne sarfettiğimiz sesleri-sözleri; hatta nesillerimiz adına da; temizlememiz çok önemli…yaradılıştan bugüne – bugünden sonsuza alan açmanın kıymetli faaliyetlerinden biri.

Arada bir temizleyin; kötü bir söz ağzınızdan kaçarsa İPTAL diyerek iptal çalıştırın ve iptal edin. Aslında bu kadar küçük görünen bir aktivite; yaratımda #birleşerekyükseliyoruz bilişinde çok kıymetli. Bu #farkındalık ile hem kendi geleceğimze hem de yeni nesillere açık alan bırakırız. O sesler hep yankılanmaya devam ettiği için onları söndürebilirsek etkisi muazzam OLur; mis OLur.

“Bugün kötü söz söylediysem, kendimi ve sebep olan herkesi ve her şeyi affediyorum; af diliyorum; bu sesin gücünü kapatıyorum.”
Bu örnek cümleyi her gece uyumadan söyleyin mesela… En az 1 kez de OLsa sesli söyleyin ve izin verin frekansa dönüşsün.

Dünya tarihinden bugüne yarattıklarınız için de #meditasyon yapabilir; iptal cümleleri çalıştırabilirsiniz.

Sevgi ve ışıkla…

 

24.2.21

"Kuantum Teorisi İle Şok Olmayan Kimse Onu Anlamamıştır" - Niels Bohr

Bir nesneyi bir noktadan diğer noktaya taşımak için bir araca ve yakıta ihtiyaç vardır değil mi? Yükler genelde araçlarla taşınır; bilgi kitaplarla, bilgisayar vb. araçlarla taşınır. Para transferleri artık bir çoğumuz için sanal. Ve bunların ötesinde ışık ve foton taşımacılığı ile dünyanın bambaşka yerlerindeki konser, gösteri ve maçları eşzamanlı izleyebiliyoruz. Yani nesne, madde, ses ve görüntüler çok uzaklara hatta eş zamanlı olarak taşınabiliyorsa başka neleri taşımak mümkün?

Düşüncelerimizi; duygularımızı; niyetlerimizi desem..çünkü onlar da bir enerjidir ve bizden çıktıkları anda dalga dalga evrene açılırlar. Daha önceki paylaşımlarımda ve verdiğim eğitimlerde detaylarını çokça paylaştığım gibi fiziksel ve katı bir varlık olarak görünsek de; bulgular göstermektedir ki; aslında enerji dalgalarından ibaretiz. Algıladığımız her madde ve bizler de ışığın sıkışmış bir formuyuz.
Bizler fiziksel bir oluşum değil, sadece algılanan enerjisel titreşimleriz. Ve bu kavrayış, aslında dışarıda aranacak fazla bir şey olmadığını deneyimletip, en güçlü kaynağın kendimiz olduğunu kanıtlamaya başlamıştır. İçimizdeki ışık; tanıdık geliyor mu? J #isiginihatirla

Einstein formülüne göre (E=mc2) madde enerjinin yoğunlaşmış bir biçimidir. Yani; kütlesi olan her cisim aynı zamanda enerjidir de! Var olan her şey enerjinin bir şeklidir ve aslında madde ile enerji birbirine denktir. Fiziksel bedenimiz ve çevremizde algıladığımız her fiziksel oluşum/madde birer enerji alanı olup diğer enerjilerle sürekli iç içe titreşir.
Bu birlik halinde bütün varlıklar birbirleriyle, zaman ve mekan sınırları olmadan iletişim içinde var olurlar. Yani her şey bütünün parçasıdır ve aslında yaratılmış her bir zerrenin zekası vardır ve bütünün bilgisini de taşır. Aynı şekilde bedenimizin en küçük oluşumu hücre de tüm bedenimize ait bilgileri de taşır. En içteki hücremizden, fiziksel bedenimizin en dışımızdaki enerji alanına kadar (kalbimizin kapsama alanı) her katmanda bize ait bilgiler vardır. Bu bilgilerin enerjisi gözle görülmese de hissedilebilen titreşimlerdir. Ve bu titreşimler içinde taşıdığı bilgiler ile dalga dalga evrene yayılırlar. Bu da şu anlama gelmektedir ki; dünyanın herhangi bir yerindeki bir insanın enerji alanı, dünyanın diğer ucuna da geçebilir. Her bilgi her yerdedir. Tıpkı dünyanın bir başka yerindeki konser ya da maçı evimizde izleyebilmemiz gibi..
Özetle, kişisel bilgilerimiz evrende – evrenin bilgisi de özümüzdedir. Varoluştan bu yana her birimizin ruhsal deneyimlerimizi de kaydettiğimizi ve bu bilgilerin de açıkta olduğunu düşünürsek; varoluştan beri var olan bütün bilgiler titreşimsel olarak evrende asılı durur. Hepsi iç içe ve birliktedirler; bir tür birlik halindedirler.

Kuantum/Enerji seanslarında da bu durumdan yararlanırız aslında. Konu; organ; mesaj; problem; kişi ile aradaki ilişki kontratı vb seansa konu olan herhangi durum ya da kişiye kodlanırsak; adeta o olur; onlar gibi konuşur ve hereket edip; ilgili mesajları aktarırız. Ve evet; bu deneyimi ancak yaşayan anlayabilir… ve tabiî ki deneyimleyenler; deneyimlemeyenlere – bilenler bilmeyenlere anlatabilir J

Kuantum düşünce tekniği seansları ile şaşırıp; dönüşüm sağlamanız için neler mümkün?

Bir de şifa konusuna bir açıklama OLsun: “şifa gönderiyorum; şifam özgür” durumlarının da özü budur. Zihnimiz her yerde var olan enerjiyi yönlendirerek iyileştirici şifa enerjisini ihtiyacı olan yere gönderir; konunun tüm özü bu aslında. Nasıl mı?
Bilinçli niyetimiz ile bir alan yaratırız ki bu çok güçlü bir araçtır. Bilincimiz belirgin bir odaklanma yaratır ve enerji bu düşünceyi izler. Ve bu enerjinin gücü yardımıyla bilinçli niyetimiz yani aslında düşüncemiz niyet ettiğimiz yöne akar. Yani aslında bizdeki şifa enerjisi (ki bu hepimizde mevcut) istediğimiz yöne yüksek bir enerji yoğunluğuyla yönlenip; niyetimizi yönelttiğimiz kişideki titreşimi artırır.
Niyetimizle alan açmak bu nedenle çok kıymetli ve destekleyicidir; tabiî ki karşımızdakinin haberi ve rızası olduğu müddetçe..
İzin alma imkanınızın olmadığı durumlarda ise; “şifam; niyetim özgür gönüllü isen alıp kullanabilirsin” diyerek şifa, pozitif-destekleyici niyet ve düşüncelerinizi serbest bırakabilirsiniz.

Şifa ve ışıkla..

22.2.21

Stres,Korkular; Kalp ve Beyin


Bruce lipton’ın bu ayki yazısını görünce bazı kısımlarını çevirip paylaşmalı demiştim ki; sevgili moralev haftasonu halletmiş bile..

Linkten ulaşabilirsiniz: https://moralev.com/2021/02/20/sevgide-bulusalim/

Konumuz aslında ‘stres’. Bugüne kadar katıldığım pek çok eğitimde; okuduğum pek çok kitapta üzerinde durulan önemli bir noktaydı ki; stres kısa bir süre için iyidir; hayatımızdaki bir tehdide hızlı bir şekilde yanıt vermemiz gerektiğinde işe yarar; ama hayatımızın stres kimyası içinde yaşamak bizim için hiç de iyi olmaz.

Kaliforniya’daki HeartMath Institute insan kalbinin anlaşılabilmesine yönelik araştırmalarında kalp-beyin iletişimini anlamamıza yardımcı olacak bulguları tespit ediyor. Mesela genellikle olumsuz bir deneyim olarak adlandırdığımız hayal kırıklığı, öfke, nefret, kıskançlık, hiddet gibi duyguları hissettiğimizde kalbimizle beynimiz arasındaki konuşmayı inceliyorlar. Ve bulguları şunu söylüyor ki; bu duyguları hissettiğimiz anlarda beynimize olumsuz deneyim yoluyla sinyal göndeririz. Bu çok pürüzlü, kaotik görünümlü bir sinyaldir. Borsada kötü geçen bir gün gibi der buna Gregg Braden J Beynimiz bu sinyali aldığında sinyale uyan kimyayı serbest bırakır. Dolayısıyla pürüzlü-kaotik bir sinyal, stres kimyasını yani yüksek seviyelerde adrenalin ve cortisol salgılar ki; aslında STRES Olarak bildiğimiz bu şey; kısa bir süre için iyidir. Hayatımızdaki bir tehdide hızlı bir şekilde yanıt vermemiz gerektiğinde işe yarar. Ama hayatımızın her gününü böyle stresli bir şekilde; bu kaotik ve pürüzlü sinyallerin yaratımları ile yaşadığımızda...
Yine Gregg Braden’ın söylemiyle: stres kimyasını yaşarken vücudumuz bir seçim yapar ve der ki; eğer bir şey o stres kimyasını yaratacak kadar önemliyse o zaman şu anda güçlü bir bağışıklık sistemine çok ihtiyacımız yok. Şu anda yaşlanma karşıtı hormonlara- ya da süper öğrenmeye de ihtiyacımız yok. Yani bunlara daha az enerji vereceğiz ve strese neden olan şey her ne ise; ona daha fazla odaklanacağız; onu çözmeye çalışacağız. Görüldüğü gibi kısa vadede bu iyi bir şey fakat hayatımızı devamlı böyle yaşadığımızda..  

Bu konuda Barış Muslu’dan duyduğum bir örneği kullanırım:
“Bilinçaltı zihnimiz ilkel tepkiler veren bir mekanizmadır ve bazen pireyi deve yaparak ilgisiz konulara ilgisiz cevaplar da verebilir. Mesela kanserin nasıl oluşabileceğine dair durumu hayvanlar dünyasından örnekleyelim:
Bir geyiğin aslandan kaçmak zorunda kaldığını düşünelim. Kaçarken geyiğin vücudunda nasıl değişiklikler olur? Kalbi kaçabilmesi için daha hızlı çarparak iç organlardaki kanı bir an önce ayaklarına pompalamaya başlar. Beyni, onun daha hızlı koşabilmesi için akciğerlerin oksijen kapasitesini geçici olarak artırmak isteyebilir. Tehlikenin çok acil olması sebebiyle çok hızlı bir şekilde ekstra akciğer hücreleri yaratabilir; ki bunlar mutasyona uğramış hücrelerdir.
Peki geyik kaçıp kurtulduğu zaman ne olur? Hızlı kalp atışı normale döner; ve akciğer de kapasite artırımı için oluşturulan yeni hücreleri yok eder.
Peki beyin hangi hücrelerin yok edilmesi gerektiğini nasıl anlar? Acaba oluşturulan hücreler normalden farklı olsaydı bu yar­dımcı olabilir miydi? Evet, aynen öyle. Oluşturulan yeni hücreler normalden farklı olduğu için beyin sadece yeni oluştu­rulan hücreleri yok eder ve her şey eski haline döner.
Yani aslında vücudumuzun tehditlerde farklı yapıda “kanser hücreleri” üretmesinin mantığı budur: tehlike bittiği zaman onları vücuttan temizleyebilmek! Çünkü onları ayrıştırması gerekir.
Örneğimize dönersek; yeyiğin beyni tehlikenin geçtiğini anlamasaydı ne olurdu? Tam da bizim travmalarımıza hayat boyu takılmamız gibi olurdu…
Geyiğin kalbi daima hızlı atardı. Ve hücre üretimi: geyiğin beyni de sınırsız şekilde hücre üretmeye devam ederdi... Bu ne olurdu? Akciğer kanseri! Tabii ki, diğer kanserlerin de buna benzer senaryoları olabilir.
Hayvanlarda daha az kanser görülmesinin en büyük sebebi, onların beyinlerinin çok daha basit, hafızalarının daha kısa vadeli, tehditlerinin bize göre çok daha ilkel ve fiziksel olması. İnsanlar gibi travmalarına yıllar boyu üzülmedikleri için süreçte takılı kalıp kanser olma olasılıkları çok daha az.”

Bruce Lipton bu durumu şöyle açıklar: bizler için sistem şöyle işler: bilgileri topladık ve diyelim ki; bilgiyi kötü olarak yorumladık; düşünce ürettik (bunu bilinçaltı zihnimiz yaratır ve buna belki geçmiş tecrübeler, belki negatif kök inançlar, belki de DNA’dan akan ata bağları bilgileri sebep olur).
Ve o kötü diye nitelendirdiğimiz düşünce ile negatifi yanitehlike duygusunu yaratılır ve o noktada stres hormonları devreye girer ki; görevleri bizi korumaktır.
Buraya bir parantez açayım: beynimizin fizyolojik olarak yegane bir amacı var; bizi hayatta tutmak. Bunu gerçekleştirmek içinse iki tane temel motivasyon mekanizması var: haz ve korku...başka bir deyişle yaptırmak ve yaptırmamak. Haz aslında türümüzün hayatta kalması için beynimizin verdiği rüşvet gibi düşünülebilir. Yemek yediğimizde, su içtiğimizde, seviştiğimizde hissettiğimiz haz mesela. Beyin içgüdüsel olarak yaşamsal minimal görevleri sürekli yapmamız için bizi güzel duygularla iyi hissettiriyor. Korkunun amacıysa bizi tehlikelere karşı korumak. Ama ikisi beraber uyarıldığında beyin hep korkuya öncelik veriyor. Çünkü haz mekanizması koruma mekanizması kadar öncelikli değil. Çünkü ihtiyaçlarımızın hiçbiri saniyelik değil. Yemek, su, sevişmek... Yani birkaç saniye, saat, gün bu ihtiyaçlar karşılanmazsa da yaşarız.
Ama dışarıdan gelen bir tehlikede saliseler bile önem kazanabilir ve işte bu yüzden koruma ve korku salma mekanizması hep çok daha önceliklidir. İki mekanizma birbiriyle çeliştiği zamansa kazanan genellikle hep korkular olur! Çünkü tehlikeler anlık gelir ve o an çözülmelidir. Tehlike sırasında ne açlığın ne de üremenin önceliği vardır!

Yani olduğunu varsaydığımız tehditin zihnimizde yarattığımız boyutuna ve aciliyetine göre stres hormonları bizi tehlikeyle başa çıkmaya hazırlar. Temel işlevlerimizden enerjiyi çekip alır, kaslara ve fiziksel duyulara yöneltir. Gerçek fiziksel tehlike olduğunda bu faydalı bir süreçtir bizi kazalardan korur, tehlikelere karşı uyanık ve atak kılar ki işlevi bu anlamda çok kıymetlidir.
Ama işte sürekli olursa..

Bir de tam tersini düşünelim; durum hakkında olumlu yorum yaptık, o zaman da rahatlama hormonları çalışır. İyi hissederiz. Beden olması gerektiği gibi çalışır, bağışıklığımız güçlenir, dinamik ve zinde kalırız. Yani kalbimizle beynimiz arasındaki sinyali eşit bir ritme kaydırıp; tutarlı bir ritim geliştirebildiğimizde tüm bu kimyamız değişir, ve bedenimiz der ki; artık aynı derecede stres kimyasına ihtiyacımız yok; artık bu kadar adrenalin ve cortisol üretmeyi bırakabiliriz. Yaşlanma karşıtı hormon üretimine geri dönelim. Gaza basalım ki bu kişi genç, sağlıklı ve canlı olsun. Bağışıklık tepkisini tetikleyelim ki; bu kişi çocuklarına bakabilsin onlarla gezebilsin. Havalimanlarında okulda işyerinde ve alışveriş merkezlerinde; istediği kadar kalabalıkların içinde bulunabilsin. Bağışıklık sistemi o kadar güçlü olsun ki; bu tür halka açık yerlerde bulunan fırsatçı mikroplara duyarlı olmasın J

Yani aslında, her şey ama her şey bizim yorumumuza bağlı. Düzensiz tutarsız sinyalden düzgün, düzenli, tutarlı sinyale geçebilmek; tüm mesele bu aslında...
Ve her şey kalbimizde yaratmayı ve deneyimlemeyi seçtiğimiz DUYGUlar ile ilgili. Pekiii duygularımızın bazında ne var? Bilinçaltımızda yer alan inançlar… Onlar düşüncelerimize alan açıp duygularımızın bazını oluşturur! Baştaki yorumuma dönüyorum: çünkü aslında beynimiz çok ilkel, otomatik ve korumacı modda çalışıyor. Kişisel gelişim; pozitif düşünce ve sözler; olumlamalar bazı konuların farkına varmak, bilinçlenmek, öğrenmek açısından çok faydalıdır; ancak, ne yazık ki duyguların temelini oluşturan inanç kalıplarının kaynağına inmedikçe; bazı sorunlar için sadece farkındalık yetemeyebilir. Çünkü beyin her zaman korkulara öncelik veriyor. Bu nedenle geçmiş travmalardaki korkuları çözmeden; ata bağı uzantılarını dönüştürmeden; güvende olduğunu hissetmeden hayattan keyif almak nörolojik olarak pek de mümkün olamayabiliyor.

Kendinizi iyi hissetmiyorsanız, mutlaka tekrarlayan düşüncelerinize bakın. Bilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne yorumlar yapıyorsunuz; nasıl duygular hissediyorsunuz ve sonuçta hangi davranışlara karar veriyorsunuz?

Ve soruyorum; bu dönüşümü nasıl yaparsınız? Bunun için neler mümkün?

Sevgi ve ışıkla,

7.2.21

🧚🏼‍♂️“Çocuklar Yaşadıklarını Öğrenirler” 🧚🏼‍♂️


Bir arkadaşım paylaştı bu şiiri benimle; çocuğunun okulundan paylaşmışlar velilerle..

Tüm anne-babalara ulaşması niyetiyle 🙌🏻

↘️

Yazarını biraz araştırdım; #DorothyLawNolte 

Los Angeles’ta dünyaya gelmiş. 20’li yaşlarının sonlarında bir hastanede hastaların sorunlarını dinleyerek tedavilerine yardımcı olmaya başlamış. Bu şiiri ise; 30 yaşında 1954 yılında yazmış. 

↘️

35 dilde çevirisi yapılan bu şiir; 

1972 yılında bebek mamaları yapan bir firma tarafından telif hakkı satın alınarak kullanılmış. Bu sayede de milyonlarca anneye ulaşmış 🙌🏻

↘️


🌀Daha fazlası için neler mümkün?


🌈Çevrenizdeki tüm anne, babalarla paylaşır mısınız? 


↘️

Derinliği OLan bu şiir bilinçaltının dinamiklerini de çok iyi anlatmakta..

Kendimizde olmayan duyguları çocuklarımıza ekme şansımız yok!

Ama kendimizde birşeyleri dönüştürdüğümüzde çocuklarımıza etkisi direkt OLuyor.

↘️

Anne - baba OLarak; önce kendimizden başlamamız çok önemli.. #isiginihatirla 

İnsanız ve Duygularımız Var..

31.1.21

Bizi Yöneten Bilinçaltımız iken; bir deney ile anlatımı👇🏻


 Daha önceki paylaşımlarımda #bilinçaltı mızın biz hiç farkında olmadan hayatımızı nasıl yapılandırdığına çokça yer vermiştim.


Şimdi ise Kalifornia Üniversitesi’nde beyin cerrahlığı yapan #ItzhakFried in sara hastaları üzerinde gerçekleştirdiği deney ile bu görüşü pekiştirmek istiyorum.

↘️

Şiddetli sara nöbetlerinin nedenlerini anlama amaçlı ameliyat geçiren 12 hasta; aynı zamanda söz konusu bu deneye de katılmaya da gönüllü olmuşlardı.

➖Sara hastalarının beyinlerine her birinde saç teli inceliğinde elektrotlar bulunan birkaç duyarga yerleştirdi.

Ve işaret parmaklarının altına da bir düğme yerleştirildi.

Ve de izletilmek üzere ekrana da bir saat kadranı konuldu.

➖Ameliyat sırasında bilinçleri açık olan hastalardan saat kadranın en az bir tam dönüşünü beklemeleri ve ardından “düğmeye basma dürtüsünü hissettiklerinde" tuşa basmaları söylendi.

➖ Deneyin sonuçlarını sinir bilimci olan Gabriel Kreiman incelediğinde; ilk karar verme dürtüsünden mili saniyeler öncesinde, tek başına ateşlenen nöronları fark etti. 

Bu nöronlar beyinin hareketle ilgili motor ön destek bölgesindeydi. ➖Deneyin sonucunda şunun farkına varıldı ki, biz bir şeyin kararını almadan önce zaten beynimize o komut gitmiş oluyor. Yani sinirler, bir kararın almasından çok önce, o kararla ilgili ateşlenmiş oluyordu! 

➖Bu da irademizle aldığımız kararın aslında bilinçaltımızın bir kararı olduğunu gösteriyor. 

➖Özetle; bu sonuçlar bilim açısından şu anlama geliyordu ki: <özgür iradeyle oluşturulduğu sanılan bir kararın, aslında bilinçaltı tarafından ateşlendiğinin sinirbilimsel ve somut ölçümüydü.>

↘️

“Beyin sizin için bir karar hazırlıyor, sonra siz bunu bilincinize çıkarırken, zarlar zaten atılmış oluyor.” ~ John-Dylan Haynes

“Eğer bir şeylere bakma şeklinizi değiştirirseniz, baktığınız şeyler değişir”

 “Eğer bir şeylere bakma şeklinizi değiştirirseniz, baktığınız şeyler değişir” Dr.Wayne Dyer 



↘️

Kurumsal kariyerimde; bir pazarlamacı olarak ürün; servis ve marka iletişimlerinde aslında hep bu rotayı izlemiştim.

Pazarladığım “alt tarafı” şampuan, tuvalet kağıdı, sigorta ürünleri olmuştu ama aslında bu temel ürünlere karşı tutumları değiştirerek hatta ihtiyacı yaratarak ya da fark ettirerek yani “bakılana bakılma şeklini değiştirebilmek” çabasıyla pazar payı arttırmak olmuştu amaç!

➖Tüketicilerin o şampuan / sigorta poliçesini sanki bir sanat devi; victoria’s secret yıldızı gibi “görmesini-algılamasını” sağlayıcı ne varsa yapalım..haydi biraz daha köpürtelim!

↘️

Evet aslında herşey algılarımızda..👇🏻

Zihnime kazınmıştır #EugèneDelacroix söylemi: biz romantik olduktan sonra dağlar güzelleşti.

↘️

Sonra bakış açımı değişik yönlerden geliştirdikçe; #kuantumdüşüncetekniği derinlerine indikçe gördüm ki; o günlerde farklı bir motivasyonla kullandığım bu bakış açısının; insan hayatına gerçek katkı sunabilecek bambaşka bir derinliği de varmış...

↘️

Hayatta iyi denilen de; kötü denilen de bir arada ve var..hepsi birşeylere hizmet etmekte. 

🌀Belki de eksiklik iyi ya da kötü tanımlarımızdadır..?

🌀Belki de artık paradigma değiştirme zamanımız gelmiştir..?

🌀Bazen başımıza gelişi o an için kötü gibi görülen olay belki de büyük resimde bir iyiye-iyiliğe alan açmaktadır..?

🌀Bazen bize kötü davrandığını düşündüğümüz birisi ile belki de ilahi bir konumuzun çözümü için bir araya gelmişizdir; bir öğretiyi almamızı sağlamaktadır..?

↘️

Yanılmıyorsam #hamlet de geçiyordu: “iyi veya kötü yoktur, aslında düşüncelerdir onları öyle yapan.”

↘️

🌀Yaşadıklarımıza ya da yaşayamadıklarımıza bir de bu gözle baksak bu neyi yaratır?

↘️

🌀“Birşey kendi içinde ne iyi ne de kötüdür; bütünsel resimde ve de bize ifadesi anlamında iyi ya da kötüdür” desek;

➕etrafımdaki insanların davranışları ve düşünce yapılarıyla ilgili çok fazla bir şey yapamam ama onlarla baş etme-yönetme; kendim için ferahlık yaratma gücüne sahibim; bakış açımı geliştirebilirim;  desek;

➡️bu bizim için hangi alanları açar? - Bakış açılarımızda neler değişir? 

- Ve bunun bizden başlayarak bütüne katkısı ne OLur? 

#isiginihatirla #sorularlayaratım #birleşerekyükseliyoruz 

23.1.21

İmgeleme Tekniği Hayatımızda Neyi Yaratır?

Bilinçaltının farkında olmayan kişi, başına her geleni ‘kader’ zanneder. ~Carl Gustav Jung



#NatalieReid #5AdımdaKuantum

#Bilinçaltı bilgimiz dışında yüklenmiş bir bilgisayar programı gibidir.

Öğrendiğimiz her bilgiyi, her yemini, inandığımız her şeyi depolar ve içinde barındırır. Görevi içinde barındırdıklarıyla hayatımızı yapılandırmaktır; hem de biz hiç farkında olmadan!

Bilinçaltımızın hayatımızı inşa derken hangi kalıbı, şablonu kullandığını bilemediğimiz için önce bunu keşfetmek kıymetlidir.

Onu keşfedip; kayıtladıklarını fark edince üzerinde düzeltmeler yapmamız (kolaylıkla) mümkün olabilir. Bu noktada kendi hayatımızın (yeniden) inşasında yeni çözümler üretmeye başlayabilir; yüklerden arınıp hayatımızı rahatlatabilir ve niyetlerimizi hayatımıza çekebiliriz.


➖Bilinçaltımızın ilginç bir özelliği vardır ki onu kolaylıkla kandırabiliriz de. Yani bilinçaltımız gerçekten yaşadığımız olaylarla, yaşadığımızı hayal ettiğimiz olayları birbirinden ayırt edemez.

👇🏻

Yıllar önce üç ayrı basketbol takımı üzerinde bir deney yapılmış. Takımlardan biri normal antrenmalarını uygulamaya devam ederken diğer takım bu süre boyunca hiç antrenman yapmamış, üçüncü takım ise hiç antrenman yapmamış ancak meditasyon yolu ile yaptıklarını hayal edip gözlerinin önüne getirmişler.

Sonuçlar oldukça şaşırtıcı olmuş.Hiç antrenman yapmayan takım hiçbir gelişme göstermezken; antrenman yapan takım ile antrenman yaptıgını hayal eden takım oyucuları benzer gelişmeyi göstermiş. 

➖Şaşırtıcı değil mi?


Kısacası eğer bilinçaltınızı daha sağlıklı,daha mutlu hatta daha zengin olmaya başladığınıza ikna ederseniz tüm bunlar gerçek OLabilir; çünkü bilinçaltınız hayatınızı bu yönde şekillendirmeye başlayacaktır.


▶️Fakat, bilinçaltınızla yapacağınız konuşma sözlerden ibaret olmamalıdır. Ona söyleyeceğiniz her kelimeye kalpten inanmalısınız. Niyetlerinize OLmuşçasına duyguyu katmalı; gerçekleşmiş OLduğunda ne hissedersiniz; bunu adeta yaşamalısınız..çünkü kalbinizden gelenler bilinçaltınızı inandırabilir.

👇🏻

Bilinçaltınızı istediğiniz hayatı yaratmaya yönlendirmede en etkili yollardan biri meditatif yaklaşımla görüntü oluşturma yani #vizyonlama tekniğidir #imgeleme

↘️

Görüntü oluşturmak, gerçekten olmasını arzu ettiğiniz şey olmuş gibi gözünüzde canlandırmak, onu her ayrıntısıyla canlandırmaktır.

Bunu yaparken gözünüzde bir resim canlandırmak zorunda değilsiniz.

Tekniğin adında görüntü geçiyor olsa da aslında görüntüyle değil de hislerle daha çok bağlantılıdır. Önemli olan hayal ettiğiniz şeyi kalben derinlerde samimiyetle hissetmeniz, gerçek olduguna inanmanızdır. Bilinçaltınızı inandıracak olan da çizdiğiniz resim değil derinden hissettiğinizdir.


🌀Bu deneyim için bir süre gözlerinizi kapatın. Arzu ettiğiniz şey üzerine yoğunlaşın ve ona sahip oldugunuzu düşünün. Gerçek olan hayalinizi gözünüzde canlandırın veya hissetmeye çalışın. Onun varlığı size ne hissettiriyor bunu düşünün. 

Sizi ne kadar heyecanlandırıyor? Mutlu ediyor? Rahatlatıyor? Zihninizde herhangi bir görüntü canlanmıyorsa bile onu hissetmeniz yeterlidir. Sadece hislerinize odaklanın. O anın gerçek olduğunu, ona sahip olduğunuzu farzedin.


OLdu bile 💚🦋

Nasıl manipüle ediliyoruz?




"Bir şeyin gerçek olması pek o kadar da önemli değildir; fakat gerçek olarak algılanması çok önemlidir." Henry Kissinger 


Tam #bilinçaltı na uygun bir söylem. Önemli OLan onun şeyleri nasıl algılayıp, kayıtladığıdır. Ve bir ölçüde de manüplasyonlara alan açan unsurumuzdur. Nasıl?

🌀Halkla ilişkilerin babası anılan; modern propagandanın kurucusu #EdwardLouisBernays yaklaşımları bunun tam da örneğidir. Geliştirdiği çok örnek vardır (P&G, LuckyStrike, GeneralElectric, hatta CIA için geliştirdiği çok strateji vardır); ama kadınları sigaraya nasıl başlattığı örneğini konuşalım.

Bu stratejide dayısı #Freud dan destek aldığını da belirtmeliyim.

↘️

Amerika’da kadınların sigara kullanması örfen yasak olduğu dönemler. Kadınlarda sigara içme oranı%5 ve toplumun yarısı kadınlardan oluşuyor. Dolayısıyla, kadınların sigaraya başlaması satışların nerdeyse ikiye katlanması demek! Marka yöneticileri Bernays’dan; derslerde bize anlatılan şekliyle O da dayısı Freud’dan destek istiyor. 

#özgürlük teması seçiliyor ve toplumu ikna psikolojisinde çığır açan sigaraya teşvik kampanyası kurgulanıyor #TorchesofFreedom👇🏻

➖Bir grup feminist kadınla anlaşıyor ve Paskalya Geçidi esnasında cep ya da jartiyerlerinden çıkardıkları sigaraları içmelerini istiyor. Gazeteciler de planlı olarak anları fotoğraflıyor haber şöyle servis ediliyor ‘kadınlar bu ülkede erkek egemen bir toplumda yaşıyor ve ellerinde tuttukları sigara onların özgürlüğünün simgesidir.’

Hikaye ise şöyle örülüyor ‘Özgürlük Heykeli’nin elindeki  meşale özgürlüğün simgesi, kadınların elindeki de bu sigara da kadınların özgürlük simgesidir’ 

Yani kadınlar, erkek egemen düzene karşı sigara yakarak özgürlük mücadelesi vermiş oluyorlar. Kampanya çok etkili oluyor; kurgu reklamlarla destekleniyor; diğer firmalar da benzer rotalar izliyor; bu bir mücadele haline geliyor ve pazar yaratılmış OLuyor! Kadınlarda sigara içme oranı %12 ardından %35e çıkıyor; zamanla neredeyse sigara içmeyen kadın kalmıyor.

▶️ #MarcelProust un dediği gibi “gerçek keşif, yeni topraklar bulmakla ilgili değil, yeni gözlerle bakmakla ilgilidir” #Bernays ın da yaptığı buydu. Benzer yöntemler hala kullanılıyor. Acaba hangilerine kanıyoruz, hangilerinin farkındayız?

🌀Biz de mağruz kaldığımız herşeye farklı gözlerle bakmaya başlasak; bu #bilinçlitüketim #farkındalık adına neyi yaratır?






22.1.21

Önce Kendine Sarılmaya Var mısın?


# DünyaSarılmaGünü Aslında 21Ocak ama; dün çok anılmıştır diye bugüne de etkiyi taşımak istedim. Sarılmaya hatta kucaklaşmaya adanmış; bilinen tarihiyle ilk kez1986'da Amerika’da kutlanmış bir gündür. Aslında bizleri sevdiklerimizle daha sık sarılmaya teşvik etmeyi amaçlayan bir gündür. Dünün paylaşımlarındaki önemli bir tema; #Covid19 bitse de sevdiklerimizle sarılsak OLmuşken; şu soruyla bir alan açmaya niyet ediyorum:

-Bugünler geçip; sevdiklerimize fiziksel bedenlerimizle de kavuşana kadar; önce kendimize sarılmayı denesek bu neyi yaratır?
*Aslında kıymetli bir sorum daha var; fiziksel bedenlerimiz kavuşamıyorsa #kuantumalanda kavuşmaya niyet etsek bu niyetler neyi yaratır? #sorularlayaratım

İşin enerji boyutu bir kenara; bu kadar kendimizle kaldığımız günlerde “kendimize sarılarak” işe başlasak nasıl olur? Belki şunu da eklemek istersiniz: bugünler de geçiyor-sevdiklerimizle de doyasıya kucaklaşmak yakın; ama şimdi/şu an kendime ve hayata sarılıyorum. Bunu yapabilmem için neler mümkün?
Ne dersiniz: ihtiyacımız OLanı önce kendimize vererek başlayalım mı? Neydi: “evren ve tüm evrenler benim gözümden&kalbimden görür OLanları” #ebrudemirhan
Eğer ki kendimize biçtiğimiz değerden daha fazlasını başkalarından bekliyorsak; kendimize yeteni veremeyip bunu dış dünyadan almayı umuyorsak işler pek de böyle ilerlememekte. Önceki paylaşımlarımda çokça yer vermiştim; #özsevgi #özsaygı #özşefkat kavramları çok kıymetlidir. “Kendimizi adeta bir bebeği kucaklar gibi kucaklar; bir bebeğe yaklaşır gibi ne Olursa OLsun kendimize #sevgi ve #şefkat ile yaklaşabilirsek” dış dünya da bize aynen o sevgi ve şefkat dolu yaklaşımlarda sunar her şeyi.
Aksi halde, eğer değer görülmeyeceğine ve buna layık olmadığına dair bir #bilinçaltı işletim sistemi varsa; bizi bizi yapan unsurlar bunu bize kanıtlamak için her türlü kurguyu geliştirir.
Kendimizle kucaklaşmayı öğrendiğimizde başkaları bizi sarsamayacak; kendimize sevgi ve anlayışla yaklaştığımızda başkalarınında da bunları bulabileceğiz. Ve neden bu insanlar hep beni buluyor durumları kuruyan yaprak misali düşüp gidecek; sevgi-anlayış-denge dolu ilişkilerle kuşanacağız. #bundandahaiyinasılOLur
Fiziksel OLarak kendimize sarılmak; kendimizi kucaklamak bu alanı çok güzel besler; ki içimizdeki çocuğa sarılmak da bunun bir parçası..
Ne derdi şarkı: “içindeki çocuğa sarıl sana insanı anlatır.” Bu da bir seçenek; izin verin içinizdeki çocuk size gerçeğinizi hatırlatsın. Işığınızı hatırlamanıza aracı OLan en yüksek ihtimalli çözümlerle kavuşmanız niyetiyle..
*Kendinizi sevmediğiniz her yerin yaratımını yakıp, yıkıp, yok etmeye ve yerine öz sevgiyi koymaya gönüllü OLur musunuz?

Sevgi ve ışıkla..

Sesin, Sözün, Düşüncenin Yapıcı ya da Yıkıcı Gücü..

Birkaç yıl önce #Ikea desteğiyle Dubai'de bir okulda bir deney gerçekleştirilmişti.

🌀Çiçeklerin insan davranışlarına verdikleri tepkinin ölçüldüğü deneyde; tamamen aynı fiziksel koşullara sahip iki çiçekten birine sürekli olarak iyi davranılırken diğerine tam tersi şekilde kötü davranılmış; aynı fiziksel koşullardaki 2 çiçeğin birine iyi, diğerine ise kötü söz söylendikten sonra değişimler gözlemlenmişti.
✳Öğrenciler, iyi davranılması gereken çiçeğe sürekli olarak güzel sözler ve övgüler yağdırdı.
Kötü davranılması gereken çiçeğe ise küfürler ve hakaretler yağdırıldı.
✅Deney 1 ay sürdü ve 1 ayın sonunda; sürekli olarak küfüre ve hakarete maruz kalan çiçek sararıp solduğu gözlemlendi.

Sonuçları eleştiren; inanmayanlar da çok olmuştu ki şu söz durumu güzel açıklar:
#Kuantumkuramı ile şok olmamış bir kişi onu henüz anlamamıştır #NielsBohr

Peki neydi bu durumun sebebi?

#Kuantum elle tutulmayan gözle görülmeyendir; yani her şeydir. Yaratılmış her zerrenin bir zekası olduğu bilgisidir. Einstein ve Plank’ın deneyleri ile şekillenen “kuantum fiziği” der ki; evrende her şey sadece ve sadece enerjiden oluşmaktadır. Atomları da oluşturan atom altı parçacıklar vardır ve onların davranışları sabit değildir; öngörülemez; tahmin edilemez. Onlar bilincini çevresinden alır ve çevresindekilere göre şekillenir.

Yani “küçüklerin dünyası” denilen bu alanda her şey değişkendir. Hiçbir şey tahmin edilemez; ve defalarca tekrarlanan deneyler göstermiştir ki kuantın (en küçük birim) nasıl hareket edeceğine etki eden yalnızca gözlemcinin (bilim insanı) düşüncesinin (bilincinin) hangi tutumda olduğudur. Her gözlemcide gözlenen alanda durum farklılık göstermektedir.

Yani bu demek oluyor ki; bizler bilincimizle etrafımızdaki katı gibi görünen eşyaların enerjilerine uyumlayabilir; eşyaları katı ve “bilinçsiz gibi görünen durumlarını kendi amacımıza hizmet edebilir” hale gelebiliriz.

Konunun bir diğer bazı da seslerin yaratım gücü. “Aslında sözlerin yapıcı ya da yıkıcı gücü de denilebilir.” Ve bu etki bundan daha iyi nasıl anlatılır?

Daha önce de bir paylaşımımda #sumoleküllerindeki benzer durumdan bahsetmiştim (hatırlamak isteyenler için https://www.instagram.com/tv/CFwdJ7wjtBK/?utm_source=ig_web_copy_link


🌀Sesimiz; sözümüz ve düşüncelerimizle kendi gerçekliğimizi yaratabilmemiz için neler mümkün? #bdino #bundandahaiyinasılolur 🤗 #kuantumdüşüncetekniği #kuantumdüşünce #ışığınıhatırla #isiginihatirla #sorularlayaratım

21.1.21

Sizin Renklerle İlgili İlginç Bakış Açınız Nedir?


Hem #pazarlama ve #tüketici davranışları alanında hem de #kuantumkoçluk alanında detaylarıyla çalışmayı çok sevdiğim bir alandır #renkler . #bilinçlaltınındili eğitimlerinde bu alana da değinirim; bir pazarlamacı gözüyle tüm tüyoları paylaşır; satın alım davranışlarımızı renklerin manipülasyonundan nasıl koruyabileceğimizi de anlatırım (mesleğe ihanetJ^  Aslında niyet #bilinçlitüketim e katkı.. #renkduyguklavuzu detayları bambaşka derinliği OLan bir konu OLsa da; bugünün satırları biraz başka bir açıdan akacak (merak edenler için yine de yazının devamında paylaşıyorum)

Bu sabah; annesi Japonya, babası Hollanda asıllı; Amerika’da doğmuş büyümüş; yaklaşık on yıldır Hollanda’da yaşayan bir arkadaşımla konuşurken açıldı bu satırların ilk alanı. Uyruk bilgilerini detaylı açıkladım çünkü kültürel bazların algılara nasıl yön verdiği de önemli bir konu. Sorusu şuydu; kırmızıyı Türkler nasıl algılar? Bir pazarlamacı olarak; heyecan-cesaret-hırs-iştah-dinamizm hatta tutku ve seks çağrışımları dolayısıyla kullanılır dedim; anlık bir farkındalık açılımıyla Burger King onun için mi kırmızı kullanıyor; CocaCola kırmızısı bundan dolayı mı dedi!
Türkler içinse bayrağımızın rengidir (kan üzerine ayyıldız yansımasıyla çağrışımdır) biraz da şiddet bazı vardır dedim; bekaret simgesi kırmızı kurdeleyi anlattım.
O da şunu ekledi Amerika’lı ve Hollanda’lı yanım aynı şeyi der ama Asya’lı yanım için kırmızı şans simgesidir dedi mesela!
O noktada #CarlGustavJung tarafından kullanılan #arketip kavramını ve #kolektifbilinçlatı nı; kültürel farkların da nasıl baz oluşturduğunu anlattım. Bu noktada anne-babası arasında geçen dialogları hatırladı; babasının annesinin kırmızıyı kullanım şeklini nasıl yadırgadığından; aralarında geçen komik dialoglardan bahsetti.

Özetle: ilk kez Jung tarafından ortaya atılan kolektif-ırksal bilinçaltı kavramına göre hepimizin sahip olduğu ortak bir bilinçaltı vardır. Jung, geçmişlerimizle bağlantılı olduğumuzu; algı ve eğilimlerimizdeki seçiciliğin de kalıtım yolu ile geçtiğini belirtmiştir.
Ruh halimiz, düşlerimiz, inançlarımız, öykülerimiz, farkına varsak da varmasak da paylaştığımız bu ortak bilinçaltında yatmaktadır; ve renklere bakışımız da bunun bir parçasıdır ki en güzel örneğini bugünkü dialog sundu: Asya’lı anne ile Avrupa’lı babanın aynı renge karşı olan 2 ayrı bakış açısı.. Herkes kendi ilginç bakış açısına sahiptir sözünü bundan daha iyi ne açıklar? #sorularlayaratım J

Detayını merak edenler için: markalar aslında insan karakteristikleri gibi canlandırılmaya çalışılır. Ve aslında reklamlarda kullanılan karakterler, ambalaj-logo-renk detayları; bütünsel olarak da marka dünyaları, ortak bilinçaltında yatan ve toplumun her kesimine aşina gelen arketipler olarak değerlendirilebilir. Yani aslında tüketiciye geçirilmek istenen algılar arketipler yoluyla anlatılıp; sunulan hizmetten öte kültürel inanç ve yaşam biçimi oluşturmayı amaçlanır. Jung’un #egotipler kategorizasyonuna göre: “masum, içimizden biri, kahraman, anaç” – ruhtipler kategorizasyonuna göre: “kaşif, asi, aşık, yaratıcı” – özbenliktipler katagorizasyonuna göre de”animatör, bilge, sihirbaz, hükümadar” tiplemelerinden bahsedilebilir. Bir pazarlamacı olarak reklamları daima bu açıdan ele almaya bayılırım. Peki bu bilgiler ışığında şimdi siz de reklamları bir de bu gözle dikkate alsanız bu sizin için neyi yaratır?

Bu satırlara alan açan ikincisi durum ise ise sevgili arkadaşım Canan’ın yeni instagram hesabından yaptığı paylaşım OLdu. Instagram hesabımda hikayemde de paylaştım; takibe alın derim bu hesabı da
Bir renk uzmanı olarak; o da kırmızıyı ele almış ve çakra rengi olarak bu rengin ifadesinden bahsetmişti ki bu bilgi de aslında yine ortak bilin ve de bilinçaltından bizlere akan bir bilgidir. Farkında olmasak da pay alırız. Bu nedenle renklerin ortak bilinç ve bilinçatındaki anlamlarını bilip; buna göre desteklerini almak da yaşamı kolaylaştırıcı bir durum olabilir.. 
Bir de renklerin sizin kendi bilinç ve bilinçaltınızdaki açılımı da önemlidir ki; bunu da keşfetmek size kalmış..

Mesela; ortak bilinç ve bilinçaltından gelen ifadeler ışığında; diet dönemlerinde kırmızı giyinmekten uzak durabilirsiniz; önemli toplantırlarda maviyi seçebilirsiniz; yaratıcı birşeyler yapmanız gereken birgün turuncuyu tercih edebilirsiniz gibi gibi..

Peki; tüm bu bilgiler ışığında “sizin renkler konusundaki ilginç bakış açınız nedir?”

Ek bilgi:
Renklerin ikna etme etkisi üzerine araştırmalarla destekli iç görülerden bazılarını içeren; pazarlama açısından renk-duygu klavuzu:
Sarı: optivizm, sıcaklık
Turuncu: arkadaşçıl, neşeli, özgüven
Kırmızı: heyecan, cesaret, genç
Mor: yaratıcı, bilge
Mavi: güven, güç
Yeşil: barışçıl, sağlık; son dönemde doğa-çevre odaklı
Gri: denge, tarafsızlık, sakin

İlahi Kaynaklar açısından renkler:
Sevgi: pembe
Bolluk bereket: mor
Güç: mavi
Bilgi-bilgelik: yeşil
Güzellik: turuncu

Çakra renkleri:
Kök çakra: kırmızı
Yaratım çakrası: turuncu
Yaşam çakrası: sarı
Kalp çakrası: yeşil
İfade çakrası: Açık mavi
Üçüncü Göz: Koyu mavi
Taç/Tepe Çakra: mor

 Renkli günler niyetiyle..