23.9.19

Ruhsal Kontratlarımız


Bugünün konusu ruhsal kontratlarımız..yani kaderimize de yön veren sözleşmelerimiz!
Yaşam yolumuzda karşımıza çıkan hiçkimse şans eseri hayatımıza dahil olmuyor. Herkes bir sebepten hayatımıza giriyor – yer alıyor –yaşamın içinde bizimle akıyor ya bir yerlerde hayatımızdan çıkıyor.
Yani yaşamımıza dahil
olan herkes “ilahi bir konumuzun çözümü” için bizimle yol alıyor ve bu ilişkileri de ruhsal kontratlarımız yani bilinçaltımız tarafından yapılan ruhsal sözleşmeler kuruyor…
Kontratların amacı öğrenmek ve öğretmektir ...
Bu kontratlar nasıl mı yapılıyor? Sanırım örnekler üzerinden açıklamak daha anlaşılır olacaktır.
Bu örnekte A biz olalım; B de karşı taraf olsun.
Diyelim ki yaşam yolumuzda almamız gereken “kendini değersiz hissederek değerini anlama” öğretimiz var! Yani bir şekilde kendimizi değersiz hissetme deneyimini yaşayarak; kendi değerimizi anlamamız gerekiyor!
Bu noktada bilinçaltımız bu öğretimiz adına sitemdeki diğer ruhlara seslenip; A’ya  kendini değersiz hissetmesini sağlayacak birisi lazım; onunla yapması gereken bir anlaşma var diyor! Aynı şekilde karşı tarafta B’nin de “birileri üzerinde hakimiyet kurup onu ezmeliyim” arayışı var ve bir eşleşme gerçekleşiyor. B için de öğreti “değersizleştirmeye çalıştığı, ezdiği, kötü davrandığı insanlar üzerinden sert bir deneyim yaşayarak, uygun – düzgün davranış kalıbını bulmak.”
Bilinçaltımız (A) ile karşı tarafın bilinçaltı (B) arasında bu “değersizlik” deneyimi için bir anlaşma yapılıyor ve karşılıklı öğretiler alınana kadar bu kontrat devam ediyor.
Bu noktada yaşamın içinde hikaye türlü şekillerde tezahür edebilir.
Mesela; bu bir iş ortaklığı kontratı olabilir; yönetici çalışan kontratı olabilir; partner ilişkisi olabilir ya da arkadaşlık ilişkisi kontratı olabilir.. Hatta evcil hayvan ile sahibi arasındaki; yeni alınan bir araba ile sahibi arasındaki kontrat bile olabilir…


Hadi farklı senaryolar üzerinden değerlendirelim durumu;
  • Diyelim ki A mevcut işinde çok mutsuz. Ve yaşam yolunda “değerini anlama” konusunda farkındalık geliştirmesi gereken bir aşamada… Bu noktada bilinçaltı O’nun bu konusuna yoğunlaşmışken; B’deüzerinde çalıştığı projede kendisine bir yardımcı olacak birilerini arıyor ve O’nun tekamülü açısından da “başkalarına davranışları üzerinden” ders alması gereken bir dönem. Bu karşılıklı kazan – kazan durumu üzerinden bilinçaltları ruhsal kontratları yapıyor ve sistem A ile B’yi bir araya getirecek koşulları sağlıyor. Yani “çekim yasası” işlemeye başlıyor ve ihtiyacı olanı ihtiyacı olana sunuyor. B’nin şirketinden çıkan pozisyon ilanına A başvurup işe kabul ediliyor olabilir; veya ortak bir tanıdık vasıtasıyla A ile B tanıştırılıyor olabilir ya da A ile B katıldıkları bir konferansta tanışıp iş akitleri başlıyor olabilir gibi gibi türlü senaryolar devreye girebilir. Ruhsal kontrat kurulduktan sonra “nasıl” ı tamamen sisteme kalmış…
    Sonrasında ise ihtimaller şu veya başka şekillerde gelişebilir:
    • A ile B oldukça çatışmalı veya  gayet sakin olayların ardından, karşılıklı birbirlerine davranışları üzerinden öğretilerini alabilir ve bu kontrat biter ve ikilinin iş akitleri de dahil yolları tamemen ayrıabilir;
    • A bu kontrattan alması gereken öğretiyi alıp, bu konuyu tekamülünden silerken B öğretisini alamayıp; aynı konu için bilinçaltı tarafından başkası ile kurulacak ruhsal kontrat üzerinden; daha sert şekilde öğretisini almaya zorlanabilir;
      ya da tam tersi..
      Bu noktada A ile B arasındaki iş ilişkisi devam edeceği gibi A veya B’nin iş veya pozisyon değişikliği ile bu fiziksel akit de sonlanabilir.
  • Aynı örneği partner ilişkisi üzerinden ilerletelim..
    A; yani siz; yaşam yolculuğunuzda “kendi değerini anlamak” aşamasında olan bir kadın olun. B’de “duygularını yumuşak ifadelerle anlatmayı öğrenmesi gereken” bir erkek olsun. Bilinçaltlarınız “değerliliği anlamayı ve yumuşak  ifadelerle iletişim kurmayı öğrenmek” üzere sizi birlikte öğrenmek üzere birleşiyor ve ruhsal kontratlarınız kuruluyor.
    Bu noktada sonsuz ihtimallerden biri üzerinden çekim yasası sizi bir araya getiriyor ...
    • B’nin A’ya davranışı sert ifadelerle devam ediyor olsun! Bu noktada A; B’nin sert ve kötü ifadeleri sayesinde yani hiç değer görmeyerek değerini anlayabilir ve burada A öğretisini alır B almamış olur. Ardından ilişkiden bu konular düşüp, partner ilişkisi devam edebileceği gibi ilişki tamamen de bitiyor olabilir.
      Ama B aynı konu için bir başkası ile başka bir ruhsal kontrat kurup, sistem tarafından daha da sert olaylar yaşatılarak öğretisini almaya zorlanır.
    • B bu ilişkide yumuşak ifadeli cümleler kurmayı öğrenmiş ve A’ya aşırı güzel davranmaya başlamış olsun. Bu durum A’nın bu aşırı değer karşısında kendi değerini tamamen unutmasına sebep olursa; karşılıklı denge sağlanmamış olur ve kontrat A için amacına ulaşmaz ve A aynı konu için bir başkası ile başka bir ruhsal kontrat kurup, sistem tarafından daha da sert olaylar yaşatılarak öğretisini almaya zorlanır. Bu noktada partner ilişkisi devam edeceği gibi bitebilir de…
    • B’nin yumuşak ifadeyi öğrenip A’ya değerini yumuşakça hatırlatması; A’nın da kendi değerini anlarken B’nin yumuşak cümlelerle kendini ifadesini destekleyeceği senaryo en ideali olup; konu her iki kişi için de öğreti alınarak kapanır ve ilişki dengeli bir şekilde sürebileceği gibi bu karşılıklı öğreti alışverişinin ardından saygı çerçevesinde bitebilir de.
Konunun bir diğer boyutu ise şu olacaktır:
“neden hep aynı tarz erkeklerle / kadınlarla birlikte oluyorum” sorusu size tanıdık geliyor mu? Eminim ki siz ya da çevrenizden birileri bu cümleyi mutlaka kurmuştur!
Bu noktada cevap çok basit olup; “alınamayan öğretiler karşımıza aynı tip insanları tekrar tekrar çıkarmaktadır” yani öğretiler alınamadıkça; benzer konulu kontratlar tekrar tekrar ama farklı insanlarla yeniden kurulur denilebilir…
  • Hadi şimdi de konuyu arkadaşlık ilişkisi üzerinden senaryolaştıralım..
    Diyelim ki; siz (A) ile B birbirinizin çocukluk arkadaşı olun. Ilişkiniz alma verme dengesinden uzak ilerlerken; yaşam yolculuğunuzda artık “değerinizi anlamanız” gereken günlere geldiğinizde, B’nin mevcut davranışları karşısındaki tutumunuz üzerinden ilişkinizin dengesi yeniden tanımlanacaktır…
    • B’nin her zamanki gibi sizin isteklerinizi önemsemek yerine kendi istekleri üzerinden davranışlarını sürdürdüğü günler..
      Siz ise artık iç sesinizi duymaya başladınız ve “ben buyum – ben değerliyim – değerimi hatırlamaya başladım” diyerek bilinçaltınızın çağrısı ile uyumlanmaya başladınız ve buna parallel davranışlarınızda bir takım değişiklikler olmaya başladı.
      Yani siz kendi içinizde bir değişim yaşadınız ve arkadaşınız ile ilişkiniz de doğal akışla direkt değişime uğradı.
    • Eğer B bu durumun mesajını alamazsa ve davranışlarını aynı şekilde sürdürmeye devam ederse arkadaşlığınız bile bitme noktasına gelebilir ve B ilgili kontratı bir başkası ile daha sert senaryolar üzerinden öğretisini almak üzere kurar! Sizin için ise artık öğreti alınmış olup; yaşam yolunuzdan değersizlik konusu tamamen silinir.
Kısacası; dünyaya hayat amacımızı gerçekleştirmek için geliyoruz ve bu amaçla yaşam yolumuzda ilerlerken takip ettiğimiz çeşitli rotalar oluyor!
Ve bizler bu rotalarda ilerlerken yolda bize eşlik etmesi için bazı kişileri seçiyoruz ve aslında tüm bu “seçimlerimiz hayatımızın yolunu belirliyor”.
İşte seçeceğimiz bu kişilerle yaptığımız anlaşmaların adı ise “ruhsal kontrat”tır. Ve, hayatımıza dokunan herkes ve her şey ile kontratımız olup; yaşadığımız hiçbir şey tesadüf değildir…
Herşey mükemmel bir kurgunun parçasıdır!

Şifa, bol neşe, farkındalık ve sevgi ile..

20.9.19

“Uzaklar” Bölgesinden İsviçre’de Yaşam..


Ürettikleri her üründe #suissegarantie #swissquality diye birşey var mı gerçekten yoksa İsviçrelilerin kendilerini yüceltme taktiği mi tartışılır ama; aylardır deneyimlediğim çok net bir şey var ki; “yaşam kalitesi” diye bir şey kazanıyor insan buralarda.

Henüz aktif iş yaşamına dahil olamadım; vakit yaratabilme şansım var diye görünüyor belki ama iş hayatım tam anlamıyla aktifleştiğinde de değişen bir şey olmayacağından eminim!

Neden mi? Çünkü yaşamı gerçek anlamıyla yaşamayı engelleyecek hiç bir faktör yok! Belki biz yaşadığımız kasaba görünümlü şehir açısından biraz da böyle bir ortamdayız ama ülkenin büyük çoğunluğu için de durum farklı değil!

Hayatımızdan çalan ev-iş arası geçen uzun vakitler yok mesela.. Güne erken başlamak demek işe daha rahat ulaşmak için değil de önce sabah sporunu yapıp işe gitmek veya işe erken gidip - erken çıkıp sevdiklerine veya hobilerine daha çok vakit ayırmak demek..

Evet hobiler ve hobilerine vakit ayırmak var; öyle metropollerde iş çıkışı gidip hamster gibi koşmalar değil; doğanın içinde - insanın kendi iç sesini duymasına da yardımcı olan gerçek hobiler.. Öyle zihni sadece meşgul edip - içinde bulunulan girdapta daha da sürükleyen oyalayıcı şeylerden değil yani..

Bir sürü lüks restaurantlar - mekanlar ve orda birkaç saat geçirmek için öncesinde dakikalarca hazırlanmayı gerektirecek ziyan zamanlar da yok örneğin; neysen o olarak mekanlara giriş özgürlüğün var mesela: ister spor ayakkabınla git - istersen 15cm topuklunla!

Gece 22’ye kadar veya bayram günlerinde açık marketler -alışveriş merkezleri de yok! Yani mağazacılık sektörü de dahil herkes tatil günleri - özel günler ve akşamları ailesi ile vakit geçirebilme hakkına sahip.

Kutsal pazarlar var hatta; tüm büyük aile toplanıp birlikte yöresel yemekler yenilen sıcak pazarlar.. (yemek genelde fondü olup; eğer peynir sevmiyorsanız işiniz hafif zor olan:))
Veya; her gün her saat sırf aktivite olsun diye sahnelenen oyunlar, konserler yok sizi oyalayabilecek.. Festivaller, konserler, kutlamalar tabiki var ama hepsi herkes için ulaşılabilir ve oldukça makul düzenlerde; sanat kokan..

Beton yığınları, yüksek binalar, kapalı - klimatize ortamlar ve alışveriş bahçeleri de yok! Ne mi var; bol bol park ve bahçe! Bol yeşillik, bol doğa var saygı duyulan; korunan - kollanan..
Yaratılmış her zerreye saygı var yani.. Hayvana, çiçeğe - böceğe saygı! Hatta insana duyulandan daha bile büyük bir saygı! Ee sonuçta en büyük saygıyı da zaten onlar hak etmiyor mu ki?!?

Deli gibi geri dönüşüm bilinci var sonra.. İnsanın bazen cidden sabrı zorlanıyor ama; sonra dışarıdaki herkesi kucaklayan doğa geliyor akla ve olsun be değer; en küçük parçasına kadar ayrıştırmalı diyip; tekrar bir motive oluyor insan!

Ya da; küçücük çocukların sırf etiketi için km lerce mesafe katettiği okullar yok! Yerine “pedibus” denilen duraklarda bekleyen öğrencilerin veliler tarafından dönüşümlü ulaştırıldığı; yürüme mesafesindeki iyi de eğitim veren mahalle okulları var.. Ama hepsinden önemlisi “birimizin çocuğu hepimizin” çocuğu algısı var! Tanıdık geldi mi?

Sanki bir zamanların Türkiye’sinde de hayat böyleymiş değil mi??!

Ama tabii bu kadar methiyenin ardından; hiç mi kötü yok kısmına da birkaç cümle.. ötekileştirme var; yok denilse de Avrupa Birliği dışı insanlara sertleştirilmiş uygulamalar var (biraz yumuşatarak söylemiş de olabilirim:)); özellikle Fransız tarafı ya da Vaud için konuşursam ciddi bir “biz üstünüz” bilinci var tabii; Fransızca konuşamıyorsanız günlük hayatta market alışverişinde bile hayat çok zorlayıcı olabiliyor.. Evet zorluk bilinci üzerine çok çalışıp köklenmemesini sağlamak; hatta ego ve özgüveninizle sıkça iletişim halinde kalıp düzgün yönlendirmek çok önemli..aksi takdirde bir birey olarak bu yaşamınızın geçmişi ile şimdiki yaşamınız arasında ciddi bir uçurum açılıveriyor..
Diğer yandan da eksikleri artıya dönüştürme yollarını aramaya başlıyorsunuz; mesela yeni bir dil öğrenmek için doğan mecburiyet hanenize bir yeti katıyor..
Kendinize yeni uğraşlar bulmaya çalışıyorsunuz; mesela kayak yapmayı sevmiyorsanız kışları termal havuzlar dışında pek cazip aktivite olmadığından uygun biletleri yakalayıp özellikle Avrupa içi seyahatlerle kültürünüzü beslemek veya sıkça yapılan Fransa ziyaretleri (genelde hafta sonu market alışverişleri) bir yaşam biçimi oluveriyor.. 

Yalnızlığı; kendinize yetmeyi; soğuktan eve kapanıp  birkaç gün dışarı çıkamayınca kendinizle ve hobilerinizle geçirmeniz gereken zamanın nasıl artıya dönüşebileceğini; hayatın sunduğu bu boşluktan nasıl artılar çıkarabileceğinizin yollarını aramak da diğer öğretileriniz oluyor.. Evinizde çamaşır - bulaşık makinesi bulunması bile sevindirici faktör olabilip: sözün özü; ordayken çok hayatın içindeki - sıradan kullanımlar bile burada değerini hissettirmeye başlayıp; büyük/küçük demeden hayatın tüm değerlerini öğrenmeyi sağlayan deneyimlerine şükreder oluyorsunuz…

26.08.19

Kendimize En Uygun Seçenekleri Hayatımıza Çağırma Günü..


Evrendeki bir sürüüüüü seçenek içinden “en kendimize uygun olanları” hayatımıza çağırma günü olsun hadi bugünden itibaren her gün…

Nasıl mı❓
Bir formül ister misiniz; o zaman hadi aşama aşama bakalım!

Öncelikle evrende sizin için bir sürüüü seçenek olduğuna inanarak işe başlıyoruz..
Evet; evrenin seçenek ve çözümleri çok çoook fazla; dolu dolu bir sürüüüü seçenek var.. Peki buna kendimizi nasıl mı ikna edeceğiz? Eğer seçenekler bu denli fazla ise neden bizi bulmuyor diye soruyorsunuz değil mi..? Çünkü yer yok! Evet bilinçaltınız eksi deneyimlere sizi çekebilecek öylesi kayıtlarla dolu ki; seçenekleri görüp hayatınıza çekmek değil; onlara yer açmak bile mümkün değil..
Bu yüzden önce bırakmak..gereksiz yer işgal eden tüm duyguları, korkuları ve hatta tüm insanları güzelce uğurlamak ve sonra “hakkımızda en yüksek ihtimalli çözümleri sunacak” yepyeni güzellikleri davet etmek..
Nasıl mı❓

Durumu öncelikle şöyle bir örnekle zihninizde pekiştirmek istiyorum:
diyelim ki bir mağazadasınız; “çoklu seçenekler ve çözümler dükkanı”. Burada alışveriş için para kullanılmıyor. Alacağınız her şey için bir şeyler vermeniz gerekli.. Bir nevi takas evet..
Mesela dediniz ki “başka bir işe hem de terfi alarak geçmek” seçeneğini “hayatıma dahil etmek istiyorum”. O sırada görevli hemen bilinçaltınızla bağlantı kuruyor ve size diyor ki; “bu seçeneği hayatınızda aktif hale getirmeniz için bırakmanız gerekenler şunlar:
– yeniye adım atma korkunuz – ya başarısız olursam kaygılarınız – alışkanlıklarınızdan vazgeçebilmenizin önündeki engeller – mevcut işinizdeki yöneticinizin size tavırlarından alamadığınız öğretilere duyduğunuz ihtiyaç – kararsızlık ve endişeleriniz – egonuzun susmayan sesini bastıramamanız..”
Düşünüyorsunuz; başta anlam veremeseniz de sonra bazı maddeler size çok mantıklı geliyor ve tam anlamıyla ikna olmasanız bile; öneriyi kabul ediyorsunuz ve alışveriş başlıyor.
Sizden çıkan duygulara karşılık yerine gelen yeni seçenekler..
Ne de olsa evren boşlukları sevmez! Her giden şeyin yerini bir yenisi alır..
Sonra ne mi oluyor? İşlem akışınız başlıyor ve size yük olan – hizmet etmeyen bazı duygu, korku, kaygı, endişe ve kilitlerden kurtulup; yeniye yer açıyorsunuz..ve seçtiğiniz o yeni seçenekler ile o boşluklar doluyor..
Tabiki her seçim beraberinde yeni uzantılarıyla gelir. Dolayısıyla yeni hikayeler sizi bekliyor olacak; işte bu noktada da attığınız yeni adımları nazikçe yaşamaya niyet ediyorsunuz..
Evet bu denli basit bir alışveriş..artık size hizmet etmeyenleri bırakıp – yerine istediğiniz yenileri almak! Tabii ki siz bu dönüşümü yaparken bir de evrenin zamanı devreye giriyor ve komutunu verdiğiniz bu dönüşümün hayatınızdaki fiziksel yansımalarını görmek için bazen bir süre beklemek de gerekebiliyor. O noktada da inancımız devreye giriyor ve “en doğru zamanda, en doğru formuyla, tam da olması gerektiği gibi hayatıma dahil olacağını biliyorum” diyoruz ..

Bu imgeleme üzerinden hareketle “oldurmak” adına sizin kendi kendinize de uygulayabileceğiniz bazı egzersiz önerilerim olacak ama o da devam yazımız olsun..

Şimdilik önce biraz bu bilgileri içselleştirelim; ilerleyen günlerde pratiğe yansımalarını da konuşacağız..

Bol seçenekli ve en güzel seçeneklerle en uygun şekilde kavuşmalı günler olsun..
Sevgiler,

10.08.19


An'ların Dengesi..


Şu zalim dünyada hiçbir şey kalıcı değildir, dertlerimiz bile. - Charlie Chaplin

Dünya için "zalim" kavramını kullanmadan diyelim ki; hiç bir şey sabit değil bu dünyada; hiçbir durum – hiç bir statü – hiçbir kazanım.. Her şey devinim içinde ve nasıl ki kötü için geçer gider bu da umudumuz var; iyi diyerek kendimizi sanrılara kaptırdığımız her an da geçip gidebilir..
Yani dengesini kurabilmek ve içinde bulunulan hiçbir AN’a yapışmamak lazım.. Çünkü her şey geçici! Şu an içinde rolümüzü oynadığımız yaşam gibi..

Yani özetle ne mutsuz, üzüntülü anlarınızda kendinizi çaresiz hissedin – ne de çok mutlu anlarınızda zafer ve güç sarhoşluğuna kapılın..

Sevgi ile..

06.08.19

İnsan Eksikliklerle De Yaşamalı; Bu Da Hayatın İçinde..


İnsan eksikliklerle de yaşamalı; bu da hayatın içinde..
Sınırsız bu hayatın içinde sınırlarımız, limitlerimiz var; dolayısıyla eksiklerimiz var! Şimdi sorsam size “hayatındaki eksiklikler nedir” diye; liste uzar da uzar di mi.. Hatta öylesi uzar ki; hayatımıza bir şeyler dahil olup - listeden bir şeyler eksilse de; o listeye yeni maddeler eklenir… Yani özetle; sonu yoktur bunun! O eksikler hiç bitmeyecektir; dolayısıyla o eksiklerle yaşamayı kabul etmeli ve eksiklere rağmen nasıl mutlu olabileceğinin yollarını bulmalıdır insan..

Peki ama nasıl dediğinizi duyar gibiyim..

Keşke bu soruya verebilecek sihirli bir formülüm olsa çözüm niteliğinde ama maalesef sanırım bunun formülü sizde demekten başka çarem yok K Bu da aynı “mutluluk” konusu gibi oldukça öznel ve size kalmış bir konu..

Ama ufak bir egzersiz önerisi ile biraz bu konunun derinine inmenize ve ardından kendi yöntemlerinizi yaratmanıza yardımcı olmaya çalışabilirim.
·         Öncelikle hayatınız için “eksik” şeylerin tanımını yaparak işe başlayabilirsiniz. Eksik hissettiğiniz – yoksun olduğunuzu düşündüğünüz şeyler daha maddi şeyler mi yoksa daha manevi eksiklikler mi ağır basıyor? Bunu görmek için bir kağıda eksikleri listelemek faydalı olabilir. Hatta karşılıklı 2 sütun yaratın ve maddi eksikler – manevi eksikler şeklinde sıralamanızı yapın. Bu noktada üst benliğinize şu soruyu yönelterek “hayatımda eksikliğini hissettiğim şeyler nelerdir?”; onun rehberliğini de yanınıza alabilirsiniz. Listenin uzunluğu kısalığı hiç önemli değil; siz sadece içinizden geçen her şeyi sıralayın.. Bu çalışmayı tek seferde yapmak zorunluluğunuz olmadığından bir-iki gün listeyi elinizin altında tutup üzerinde biraz daha düşünebilir; maddeleri arttırabilirsiniz.
·         Listeniz hazır..
o   -Sonra maddi nitelikli maddeleri tek tek inceleyip; karşılarına 1 veya 2 kelime ile eksikliği sizde hangi duyguyu uyandırıyor; + hayatınıza dahil olduğunda ne hissediyor olacaksınız bu duygu tanımlamalarını yazın.
o   -Sonra listenizi biraz sadeleştirmek adına eksikliği aynı duyguları barındıranları veya varlığı aynı duyguları oluşturacak olanları; bir arada gruplayarak yeni bir liste yaratabilirsiniz. Bu noktada listeye hangi taraftan bakacağınız size kalmış. Burada önemli olan eksik kavramların hepsi için aynı açıdan yaklaşmanız. Yani ya var olsa ne hissederdiniz; ya da yokluğu hangi duyguyu hissettiriyor… Örneğin; “araba, daha iyi bir kariyer” olgularının varlığının size “prestij” sağlayacağını düşünmüşsünüz o zaman bu iki maddeyi; prestij duygusu altına alıp yeni bir grup oluşturuyorsunuz. Ve diğer tüm maddelere de var olsalardı ne hissederdiniz çerçevesinde gruplama yapıyorsunuz.

·         Sonra çıkan bu duyguları tekrar başka bir kağıtta sıralıyorsunuz. Ardından yapmış olduğunuz sıralama ölçütüne göre çalışmanız iki rotadan birinde seyredecek:
o   Eğer maddi eksiklikler üzerinden yaptığınız duygu gruplaması, eksikliğin yarattığı negatif duygular üzerinden olduysa; manevi eksikler listenizi olduğu haliyle alıp; yine benzer duyguları tekleştirerek ya da gruplayarak ulaştığınız diğer duygular ile birleştiriyorsunuz.
o   Eğer maddi eksiklikler üzerinden yaptığınız duygu gruplaması, varlıklarının getireceği pozitif duygular üzerinden olduysa; manevi eksikler listenizdeki maddeleri zıt duygulara çevirip; yine benzer duyguları tekleştirerek ya da gruplayarak ulaştığınız diğer duygular ile birleştiriyorsunuz.
·         Tüm bu işlem akışlarının sonunda nihai bir duygu listesine ulaşmış oluyorsunuz. Sonra ayna karşına geçerek bu maddeler üzerinde tek tek çalışmaya başlıyoruz.
Yine sıralama ölçütüne göre iki rotadan biri ile devam ediyor olacaksınız;
·         Elinizdeki nihai listeniz negatif duygular listesi ise; her bir duygu için ayna karşısında şu cümleleri kurarak; bu duyguları salıyorsunuz.
o   “……. duygusu; hayatımda sana ihtiyaç ve yer yok. Kendimi senin varlığından özgürleştirme niyetiyle bu çalışmayı yaptım ve artık seni hayatımdan çıkarıyorum. Artık benim için yoksun! (3kez) Artık hayatımda eksiklik duygusunu pekiştiren bir duygu değilsin! (3 kez)
o   Sevgili evren sana ilanım olsun ki; artık ….. duygusundan özgürüm ve …. duygusunun hayatımda eksiklik hissi yaratmasına izin vermiyorum. …. duygusunun tüm negatif uzantılarını da bırakıyorum! Kendimi ….. duygusunun tüm negatif uzantılarına da kapatıyorum.”
·         Elinizdeki nihai listeniz pozitif duygular listesi ise; her bir duygu için ayna karşısında şu cümleleri kurarak; bu duyguları hayatınıza davet ediyor; mevcut varlığını da hayatınızda güçlendiriyorsunuz.
o   “……. duygusu; hayatımda sana dolu dolu yer var. Kendimi senin varlığına açmak niyetiyle bu çalışmayı yaptım ve artık seni hayatıma kolayca ve nazikçe alıyorum. Artık benim için yaşamımın her zerresinde varsın! (3kez) Artık hayatımda varlık ve bolluk bilincimi pekiştiren bir duygusun! (3 kez)
Hoş geldin.. Hayatımdaki varlığına şükürler olsun.
o   Sevgili evren sana ilanım olsun ki; artık ….. duygusuna sahibim ve …. duygusunun hayatımda varlık bilinci ve bolluk hissi yaratmasına izin veriyorum. …. duygusunun tüm pozitif uzantılarını da hayatımda yer açıyorum! ….. duygusunun tüm pozitif uzantılarıyla bütünleşiyorum.”
·         Ve son olarak ayna karşısında eğilerek kendimizi selamlayarak onurlandırıyoruz ve konunun devam çözümünü sisteme bırakıyoruz J

Hayatın her anını dolu dolu yaşamanızı sağlayacak pozitif duygularla kuşatılmanız niyetiyle..
Keyif ve neşe ile..

22.07.19

Umut vardır; hayaller vardır; inanç vardır..


“Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.”
Mustafa Kemal Atatürk.

Aristoteles, “Umut, uyanık insanın rüyasıdır” derken, muhtemelen hayalleri kastetmişti💭 Enerjilerin gücü der ki; gerçekmiş gibi davranıldığında ol-mak / ol-durmak isteniler herşey ol’unur - ol-durulur..
Çünkü “dünyanın gördüğü herbir başarı önce bir hayaldi”.

Özetle; Var-dan da öte bir Var’dır #umut karanlık bir gecenin ardından doğan güneş; yokluk deneyiminin ucundaki bolluk; acıdan sonra yenen tatlı gibidir bazen..

Yaşasın hayallerimiz ve onların gerçekleşeceğine olan “umut” ve inançlarımız ✨

Keyif ve sevgi ile..

08.05.19

Senin yolun sana doğru..-2-


Aylar önce Barış Manço’nun şarkısından esinlenip ifade ettiğim durumların devamını getirme yazısıdır bu.. ilkini okumak isteyenler için link
Neydi aslında ana fikir: “eşitli yollarda seyahatini sür ve kendi yolunu bul; tıpkı diğer herkes gibi.. Herkesin yolu kendine doğru ve seçimlerinin bir parçası; saygı duy-herkesin bir amaca hizmet etmekte olduğunu hep aklında tut ve sen sadece kendi yoluna odaklan!”
Bugün ise kendi yolumuzu bulmak ve o yolda devam edebilmek için arkamızda bırakmak zorunda olduklarımızdan bahsetmek istiyorum.
Çok böyle bir his değil mi; yol ilerledikçe sanki her köşede, her dönemeçte birileri arkamızda kaldı. Kimi zaman karşılıklı hoşgörü ve anlayış içeren vedalar; kimi zaman çok sert kapışmalar; kimi zaman sessiz ama söylenmemiş yüklü kelimelerle dolu vedalar, vazgeçler, ardında bırakışlar – bırakılışlar.. Adı her ne ise!

Peki neden mi böyle olmak zorunda? Çünkü eğer “onlar” olsaydı sen bu yola giremezdin ya da girdiğin yolda devam edemezdin! Artık sana hizmet etmiyorlardı demek ki; dolayısıyla sen de onlara.. Enerjiler değişti, yeni frekanslarımız birbirinden farklılaştı ve kontratlarınız bitti! Yeni kontratlar yeni başka insanlarla yapıldı, yapılmakta. ~bu kontrat konusu çok derin bir konu; bu nedenle başlı başına ayrı bir yazı olacak..~

Dönersek ana soruya; çünkü zamanı gelmişti, “ben olmanın” – “fedakarlıklara son demenin” – “kendi özgürlüğüne kucak açmanın” – “kendini, beğenilerini ve seni sen yapan her şeyi keşfetmenin”… Evet çünkü onlar engeldi. Seni oyalıyorlardı ve “seni sen olmaktan; gerçek seni bulmaktan alıkoyuyorlardı”. Düşünsene onlarsız da mutlu değil misin? Var mı bir özlem ya da eksiklik?

Şöyle düşün; şu an yanında olmayan hiç kimse zaten seninle bu yolu arayamaz; bulunca da bu yola seninle birlikte çıkamazdı. Ne mi olurdu: ya seni de vazgeçirirdi ya da –mış gibilerle yolunu şaşırtırdı. Bu yüzden iyi ki yoklar iyi ki “seni gerileten, sırtında yük olan herkesi ve her şeyi” geride bırakabilmişsin.. Şu an belki yalnızlık zor geliyor, alıştığın şeyleri bulamamak buruk hissettiriyor ama inan geçecek! Ve evet şu an olsalar da sana daha iyi hissetmeyeceklerdi hiçbiri! Sadece sana bir şeyleri erteletmeye devam edip; gerçek olmayan şeylere tutunarak oyalanmalarını sağlayacaklardı. Evet maalesef bu.. Artık senin yanındaki görevleri bitti; sana göstermeleri gerekenleri gösterdiler; öğretilerini aldın ve artık “kendin için” adımlar atmaya başladın. Zaten onları rahatsız eden de bu oldu belki de.. Önce kendin için adımlar atıyor olmaya başlaman! Çünkü alışkın oldukları bu değildi. Bir düşünsene; nasıldı sana yaklaşımları ve senin cavapların.. Sen her şeye “eyvallah” derken her şey güzeldi di mi..? Sonra ne oldu? “Ey özgürlük” dedin ve “kendi gerçek yoluna” adım atma cesaretine büründün! Evet bu bir cesaretti! Belki de her şeyi arkanda bırakıp, yeniden başlamak adına atılmış büyük bir cesaret adımı.. Ve bunu sadece kendin için yaptın ve iyi ki de yaptın!

......henüz yapamadın mı? O zaman ne duruyorsun? At hadi o adımı.. LÜTFEN.. Kendin için yap bunu! Bak senin hiç tanımayan; senden etrafını kuşatan diğer pek çokları gibi bir menfaati olmayan birinin ricası bu..sadece senin için..geleceğine ekeceğin her şey bugünden başlasın hadi!

Hadiiiii; hatırla! Senin yolun sana doğru! Kim ne derse desin: senin yolun sana doğru ve süreç yalnızlık gibi görünse de bu günlerde bu adımı atmalısın..

Korkmana gerek yok! Sadece kendine güven ve at o ilk adımı bak devamı nasıl da güzel geliyor..

Evrene ait; orada yankılanabilecek sesini bul ve lütfen artık kendi şarkını söyle! Çünkü evren sadece kendine ait sesleri duyar! Hadi bul sen gibi konuşmanı sağlayacak o sesleri..

Kendi yolunuzda, kendiniz gibi yürüyerek devam edebileceğiniz nice güzel günlere ve cesaret yüklü adımlara..

Coşku ve keyif ile..

14.08.19

Senin Yolun Sana Doğru..


« Bana yolun seç diyorlar
Bozuk yolu seçer miyim
Eğri eğri, doğru doğru
Seçemezsen geç diyorlar
Ben yolumdan geçer miyim
Eğri eğri, doğru doğru
Kimi batı, kimi doğu
Kuzey güney hepsi doğru
Kim seçer ki bozuk yolu
Eğri eğri, doğru doğru
Benim yolum bana doğru
Hiç yolumdan döner miyim
Eğri eğri, doğru doğru
Eğri büğrü ama yine de doğru »

Bugün zamandan kıymetli bir Barış Manço şarkısı geldi fısıldadı sözlerini kulağıma ve dedi ki; 

  • çeşitli yollarda seyahatini sür ve kendi yolunu bul; tıpkı diğer herkes gibi.. 
  • Herkesin yolu kendine doğru ve seçimlerinin bir parçası; saygı duy-herkesin bir amaca hizmet etmekte olduğunu hep aklında tut ve sen sadece kendi yoluna odaklan!
  • Yüzleş gölgelerinle; dönüştür negatiflerini; bırak yüklerini; yürü yolunda.. 
  • Pişmanlık dediklerin, hüzün duydukların da olacak elbet; ama bil ki hepsi bir amaca hizmet etmekte ve içinde yaşarken fark etmesen de büyük resminde senin için çok anlamlı izleri var..
  • Senin yolun sana doğru ve asla yolundan vazgeçme!
  • Sev, gül; çok sev; hep gül!!

Herkese kendi yolculuğunu sürdürdüğü yollarında boşluklarını kolayca doldurup; keyifle ilerlediği ışık dolu günler dileyerek; şarkısını da şuraya bırakıyorum..

Sevgi ve farkındalık dolu günlerde; ışıklı yollarda ilerlediğiniz günlere; neşe ile..


28.04.19

Mutluluk İle Nasıl Kavuşabilirim?


  • Mutsuzluktan kurtulmak için neler yapabiliriz?

Ya da olumlu açıdan bir soru ile konuya giriş yaparsak; “mutluluk ile nasıl kavuşabilirim”? Alıştığımız - alıştırıldığımız bakış açısıyla, zihnimizi susturmak için yapılabilecek her türlü şey! İnternette şöyle bir tarama yapsanız karşınıza yüzlerce yazı, kitap önerisi, film önerileri çıkacaktır.. Bu yazı bu tarz önerilerden sıkılanlara gelsin o zaman...

“Mutluluk” kavramını hayatımıza nasıl çağırırız – daha doğrusu “nasıl aktive ederiz” diyerek; hadi başlıyoruz o zaman!

Öncelikle mutluluğun hayatımıza almak istediğimiz bir partner, bir iş, kazanç veya edinmek istediğimiz bir mal varlığı gibi enerjisi olan bir kavram olduğunu düşünerek işe başlayalım; ve onun aslında içimizde olan bir enerji olduğunu ve aslında sadece aktive edilmesi gerektiğini aklımızda tutalım. Evet mutluluk aslında bir enerji ve içimizde var, sadece bastırdığımız yerden çıkarılmayı bekliyor. Dolayısıyla onu dışarıda aramak yerine içimizde arıyor olacağız. Yani sizi bir başkası, başkasının tavrı davranışı, hayatınızdaki varlığı veya metasal şeyler değil de sadece kendiniz “gerçekten” mutlu edebilirsiniz. Buna ikna olması zor olanlar için şöyle söyleyeyim; çok istediğiniz bir araba vardı onu aldınız ve çok mutlu da oldunuz ama bir süre sonra varlığına alışınca o mutluluk azaldı-azaldı ve geçti gitti. Ya da çok istediğiniz o terfiyi aldınız, o işe kabul edildiniz; maddi koşullarınız iyileşti ama bir süre sonra etkisi geçti; o ilk günler – haftalardaki heyecandan eser kalmadı; sonra yeni hedeflere koşmaya başladınız ve bu sırada mutlu ruh haliniz de değişmeye başladı…

Diyebilirsiniz ki hayat bu zaten, hep bir hedefe koşarız ve onu elde ederiz bir süre etkisi sürer sonra yeni bir hedef belirler ona koşar-ulaşıp mutlu oluruz; ve bu yol böyle sürer gider. Doğru haklı bir tespit ama böyle olmadan da her an her şeyden yüksek mutluluk durup; sürekli o heyecanı yaşamak mümkün değil midir? Tabii ki mümkündür… İçinizdeki hiçbir şeye bağlı olmadan da orada dura duran ve onu görmenizi bekleyen o mutluluk enerjisini aktive ettiğiniz anda o hayatınızın her anını, yaşadığınız her saniyeyi hatta aldığınız her nefesi kuşatmaya başlar.

Peki bu nasıl mümkün olacak? Aslında hem kolay hem de zor bir yol.. Yine klasik kişisel gelişim kalıplarından hareketle; kendinizi severek, sadece kendi varlığınızın bile ne kadar büyük bir yaratım olduğunu idrak ederek, kendisiyle mutlu olup-çevrede olan biten her şeyin aslında yansımanız olduğunu fark etmiş bir şekilde davranarak bu çok kolay..da peki bunlar nasıl olacak değil mi? İşte bu yola zaten kendini bulma – yükseliş yolu diyoruz ve bu bütün bir paket.. Ama tabiî ki bir yerlerden başlamak lazım; küçük gibi bile gelse o zaman şu ilk adımı atarak başlayabilirsiniz;

  • *alın bir kağıdı ve kendinizle ilgi tanımlar yapın; aklınıza gelen her şeyi sıralayın; nasıl bir insansınız – nelerden hoşlanırsınız- nasıl bir insan olmak isterdiniz vb.. Yani kendinizle ilgili sevdiğiniz ve sevmediğiniz her şeyi sıralayın. Sonra iki ayrı kağıt daha alın ve bir tanesine olumlu şeyleri diğerine de daha negatif görünenleri tekrar yazın. Sonra geçin ayna karşısına, negatifleri alın ve “…. yim” gibi cümleler kurarak tek tek okuyun; ve işlemden sonra kendimi bu özellik ve durumlardan özgürleştiriyorum diyerek ayna karşısında kendinize doğru eğilin ve kendinizi onurlandırın. Sonra o kağıdı yırtıp atabilir veya yakabilirsiniz.
  • Ardından olumlu ifadelerin yer aldığı kağıdı yine ayna karşısında okuyun ve sonunda kendinize teşekkür ederek, kendimi seviyorum gibi güzel cümleler kurarak yine ayna karşısında kendinize doğru eğilin.
  • Ve bu işlemin hemen ardından; ayna karşısında içinizdeki mutluluğa seslenin; onu uyandırın, hayatınıza davet edin.. Bunu kendi cümlelerinizle yapabileceğiniz gibi paylaşacağım örnek cümleleri de kullanabilirsiniz:
    • “Sevgili içimdeki mutluluk. Biliyorum ve farkındayım ki oradasın. Seni aktive etmeye hazırım; lütfen çağrıma uyumlan. Ben seninle kavuşmaya hazırım ve biliyorum ki senin hayatıma katılımınla her şey için keyif benimle olacak.”
  • Ve sonrasında da kendinize bir mutluluk tanımı yapmanızı tavsiye edebilirim. Onu tanımlayın; nedir; hayatınızı nasıl kuşatır; nasıl her an sizinledir tadında cümlelerle bir kağıda tanımlarınızı çıkarabilirsiniz…


Her hücrenize yayılmış; aktif mutluluk enerjisi ile dolu günlere;
Neşe ve keyifle..

18.04.19

Neden İnsanlar Beni Kullanıyor?


İnsanlar tarafından kullanıldığınızı mı hissediyorsunuz? Nedir tam olarak sizdeki karşılığı önce tam duygunuzu tanımlayalım.. Lütfen unutmayın ki siz izin vermedikçe kimse size bir şeyi zorla yaptırmıyordur..
Özellikle iş hayatında sıkça başımıza gelir; emeğimizin sömürüldüğünü hissederiz – iyi bir çalışan olduğumuz için tüm işler bize atanıyor olabilir gibi gibi.. Peki neden? Çünkü “hayır” diyemiyor olabilir miyiz? Yöneticimiz sürekli bize iş paslarken ona ne durumda olduğumuzu-ne hissettiğimizi açıkça belirtebiliyor muyuz mesela? Nedir bizi açık olmaktan alıkoyan? Korkularımız..? Bunca işsiz varken ya işimi kaybedersem? Ya şimdi terfi şansımı tamamen kapatırsam? Gibi gibi gibi dir değil mi çoğu zaman..

Oysaki  önce korkularımızla sonra da kaderimizi başkalarının eline emanet eden algılarımızla kendi yolumuzu zaten kendimiz kapatıyor olabilir miyiz..? Ve tüm bu korku ve kaygı hisleriyle zaten kullanılmaya – hak etmediğimiz şeyleri yaşamaya gönüllü olmuyor muyuz?
Ya da partner ilişkimizde veya arkadaşlık ilişkilerimizi düşünelim.. Karşımızdaki eşimiz – sevgilimiz –dostumuz ya da arkadaşımız olsun. Bizden bir şey istedi ve aslında çok da karşılığını vermeye gönüllü değiliz ama yaptık ve mutsuz olduk. Sonra başka bir şey daha; sonra başka bir şey daha ve bu böyle sürdü gitti.. Bir de baktık ki; sürekli veren ama hiç alamayan olmuşuz! Sonra bir gün “hayır” diyesimiz geldi bir şeylere ve bu kez de kötü kişi olduk.. Tanıdık geldi mi? Ne kadar sizden bir hikaye değil mi..
Başkasına “evet” demek için kendimize “hayır” dediğimiz her şey sistemde bizden götürüdür. Alma – verme dengesizliğine sebep olur ve günün sonunda da ağzımızla kuş da tutsak kimseye de yaranamayız ve kocaman bir “kullanıldım” duygusu ile baş başa kalırız!

Yani özetle insanlar durduk yerde bizi kullanmaz; biz o izni vermişizdir ki onlar o boşluktan önceleri sızar sonra dalar ve bir de bakmışız ki kendimizi – alanımızı had aşımına açmışız!
Tabiî ki bir de kontratlar konusu var.. Ruhlarımız biz bazı öğretileri alabilelim diye başka insanların ruhları ile geçici – uzun süreli veya kalıcı kontratlar kurar.. Bu kişiler iş arkadaşlarımız, partnerimiz, dostlarımız, öğretmenlerimiz, alışveriş yaptığımız mağazanın personeli, otobüste karşılaşıp bir konu yaşadığımız kişi ve benzeri herkes olabilir ve konunun boyutuna göre süresi kısadır veya uzar.. işte bu noktada bizim öğretimizi alıp – vermemiz gereken tepki ve tepkileri verebilmemiz kullanılmamamızı sağlarken; veremediğimiz her tepki veya söyleyemediğimiz her söz ve ifadesizliğimiz bizi biraz daha kullanılmış yapar. Bu aslında karşılıklı da bir durumdur.

Şöyle düşünelim; yine iş hayatından bir örnek verirsek; müdürünüz, sizinle aynı seviyede çalışan ekip arkadaşınız ve siz arasındaki kontrattan hareket edelim: iş yükünüz zaten çok ve müdürünüz bu yeni projeyi de size verdi, ve diğer ekip arkadaşınızı bundan muaf tuttu. Buradaki 3lü yapıda siz hayır diyemediniz – ortadaki haksızlığa ses çıkaramadınız ve iş yükünüz arttı; ekip arkadaşınız sesini çıkaramadı iyice atıl kaldı; müdürünüz adil davranmama rolünü üstlenmişti ve siz ses çıkarmayınca o da öğretisini alamadı. Nasıl bir denklem mi vardı aranızda: sizin ve ekip arkadaşınızın ifadesizlik ve hak kavramı üzerinden almanız gereken öğretileriniz; müdürünüzün de adil davranış üzerinden edinmesi gereken öğreti vardı ki siz konu özelinde veya tekrarlayan bir durumsa uzun süreli bir kontrat yaptınız muhtemelen. Ve kimse uygun davranamayınca öğretiler de alınamadı ve kendinizi kullandırmış oldunuz ama aslında hikayedeki her bir kişi de kendini kullandırmış oldu. Siz çok çalışıp ezilen göründünüz belki ama ekip arkadaşınız o projede öğreneceği şeyleri öğrenemedi ve bir sonraki pozisyonu açısından eksik tecrübe ile ilerledi; müdürünüz de iyi bir yönetim becerisi adına alması gereken dersi alamayarak yine sonraki aşamaları açısından eksik ilerlemiş oldu. Yani kullanılırken; diğerlerinin de kullanılmış olduğunu da unutmayın. Hiçbirşey tek taraflı değil ve hiçbirşey sadece sizin üzerinize gelmiyor.

Bu konunun çok daha derin ve farklı boyutları da olduğundan; detay sorularınız üzerinden de ilerleyebiliriz. Lütfen bana yazın..

Neşe ve sevgi ile..
16.04.19

Neden Hep Kötü Şeyler Beni Buluyor!?


Neden Hep Kötü Şeyler Beni Buluyor?
Belki de “neden” sorusu yanlış sorudur; belki de “nasıl” diyerek sizi bulduğunu düşündüğünüz kötü şeylerin dönüşümüne odaklanmak daha iyi bir pratiktir..

1983'te Kalp ameliyatı sırasında aldığı bir kan nedeniyle Aids'ten ölen efsanevi Wimbledon oyuncusu Arthur Ashe 'ye taraftarlardan birisi ölmeden önce bir soru sorar;
“Tanrı neden böyle kötü bir hastalık için seni seçti?”
Arthur, buna şöyle cevap verdi.
“50 milyon çocuk tenis oynamaya başladı,
5 milyonu tenis oynamayı öğrendi,
500 bin'i profesyonel tenis oynamayı öğrendi,
50 bin'i devreye girdi,
5 bin'i Grand Slam'e ulaştı,
50'si Wimbledon'a katıldı,
4'ü yarı finallere kaldı,
2'si finale yükseldi...
...ve ben kupayı elime aldığımda Tanrı'ya hiç sormadım,
''Neden ben ?''
Şimdi acı çektiğim için bunu Tanrıya nasıl sorabilirim?”

Neden ben?

Bazen hayatınızdan memnun hissetmezsiniz, tüm negatif durumların sizin başınıza geldiğini de düşünüyor olabilirsiniz ama bilin ki bir sebebi - öğretisi vardır ve bunu fark edip sonraki iyi yeni aşamaya geçmek bazen de sadece durumu “kabule geçip”; “dirençleri kaldırmak” la mümkün olabilir.

Onun için neden diye sorgulamak yerine; “konunun öğretisini alıp hızla yeni güzel sürecime geçmeye niyet ediyorum”; “bu durumu nasıl olumluya çevirebilirim”; “bu durumdan çıkmak-yaşam ve kader yolumu bu hikayeden ayırmak için görmeye, duymaya, bilmeye, alıp kullanmaya niyet ediyorum” gibi niyet cümleleri ve sorularla süreci sizin için kolay hale getirebilirsiniz.

Yaşam sadece sizin; yaşam nefes almak gibidir çünkü onu sadece kendiniz için yaşayabilirsiniz. Dolayısıyla kendi hikayenizi yazarken; başkalarının ne düşündüğü, ne yaşadığını da boşverin.. Sizin için hedef-nihai yol farklı; diğerleri için çok farklıdır.
Ve şunu da unutmayın; yaşamın sizi geri çektiğini düşünüyorsanız; bilin ki ileriye daha hızlı taşımak için planları olduğu da bir sebeptir; tıpkı bir okun fırlatılmadan önce iyice geriye çekilerek daha uzağa atılmasının sağlanması gibi. Ve bu ihtimali hayatınıza çekmek de sizin bakış açınızla olabilir..

“Neden” sorusuna saplanıp kalmak da bir seçenek; hızla kabule geçip “nasıl” ını bulmak da bir seçenektir. Sonraki aşamanızı sadece sizin bu noktadaki tutum ve bakış açınız belirler. Siz hangi sorudan ilerlemeyi seçerseniz o sizin yeni ihtimallerinize dönüşür..

Unutmayın; “seçimler hayatın yolunu belirler”!

04.04.19

Niyetlerimi Nasıl Gerçekleştirebilirim?


Bir yanda dünya gerçekliği, bir yanda olmasına niyet ettikleriniz ve ortasında siz.. O zaman meşhur soruyu soralım; ben o niyetlerimle nasıl kavuşabilirim; ne yapmalıyım süreçleri hızlandırmak için..?

Öncelikle kader inancınızı gözden geçirmenizi tavsiye edebilirim. Kendi temel inanç kalıplarıma göre; kader denilen aslında doğum ve ölüm tarihleriniz dışında müdahale ve kontrolümüze açık bir konu. Yani yaşamınızın yönünü değiştirme ve kontrol gücüne “siz” sahipsiniz.. Dolayısıyla eğer varsa böyle bir algınız; kadere teslim olmak yerine gücünüzü elinize alıp yaşamınızın kontrolünün sizde olduğu inancını bilinçaltınıza aşılamakla işe başlayabilirsiniz. Nasıl mı; bu konunun farkına varın.. Farkındalık zaten konunun yüzde yetmişini sizin adınıza çözmüş olacaktır.. “Güç bende” –  “hayatımın kontrolü bana ait” – “gücümü elime alıyorum” – “yaşamım benim kontrolümde” – “merkezimde ve dengede kalarak yaşamımı kendim niyetlerim doğrultusunda şekillendiriyorum” .. gibi gibi cümle kalıpları bu tohumları biliçaltınıza ekmek konusunda size büyük ivme kazandıracaktır. Herkesin kendine uygun methodu farklıdır bu nedenle meditatif çalışmalar mı yoksa biraz daha zihinsel çalışmalar mı size daha uygun bunu anlayarak bu yolda pratikler yapmanızı önerebilirim.

Tabiki bu noktada, durumların sizden başlayarak bütünün hayrına geliştiğini ve bazı şeylerin olmamasın veya beklenti duyulan zamandan daha geç gerçekleşmesinin daha büyük hayırlara vesile olduğu ve siz elinizden geleni yaptıktan sonra odağınızı konudan ayırıp; kalanı yaratana - sisteme bırakmanızın daha iyi olacağını hiç aklınızdan çıkarmayın.

Bazı şeyler olmuyorsa veya beklediğiniz zamanda olmuyorsa mutlaka bir sebebi vardır veya daha iyi bir zamanı beklemektedir. Şunu lütfen unutmayın; “her zaman olmakta olan en iyisidir”. Bu nedenle niyetlerimizi ortaya koyarken “en yüksek ihtimalli çözümler” kalıbı ile birlikte kullanırız. Çünkü bazen en uygun çözüm, belki de o an olmamasıdır.
Mesela, priminizi tam performans üzerinden almak niyetiniz vardı, çok da çalıştınız ama niyet ettiğiniz prim rakamını alamadınız. Bu noktada birçok sebepten bahsedebiliriz;
-bilinçaltınızda bu kazanca kendini layık görmeyen bir kalıp inanç, negatif düşünce, kilit, gereksiz yemin, atalardan veya anne babanızdan gelen bir takım uzantılar, geçmişinizden gelen bir negatif bağ vb etkiler olabilir
-konunun sizde yarattığı duygudan hareketle almanız gereken bir öğreti olabilir; mesela haksızlığa uğradığınız hissi varsa, mutlaka bir yerlerde “hak” kavramı ile ilgili dönüşmesi gereken bir duygu uzantısı vardır
-belki de sistem size bu primi vermeyerek, artık bu işten ayrıl, yeni bir iş bul, konfor alanından çık mesajını vermek istemiştir
-bu parayı o an alsanız, yapacağınız yatırım, o parayı harcayacağınız yer belki de size iyi gelmeyecekti: kötü bir örnek belki ama o para ile bir araç satın alacak ve araç kullanma konusunda yeterince tecrübeli olmadığınız için kaza yaparak tatsız bir hikayeye sahip olacaktınız ve belki de sistem sizi bir şeylerden korudu
-veya egonuz sizi parasızlıkla güvende tutmak isteğinde ve önünüze engeller koymakta..
Yani yaşadığınız hikayeler gibi gibi gibi birçok sebep ve öğreti barındırıyor olabilir; bir çok mesajı size aktarmaya çalışıyor olabilir. Bu nedenle bir şeyler olmuyorsa konuları biraz da bu gözle değerlendirebilirsiniz..

Bu çok temel ama çok önemli pratiğin ardından gelelim niyetlerimiz kısmına..

Niyetlerin net bir şekilde belirtilmesi, şimdiki zaman kalıbı ile cümleleştirilmesi ve bu niyetlere duygu katılması; onların oluşum süreçleri için çok önemlidir.
Konuyu bir örnekle açıklarsak; mesela “iş buluyor olmak veya iş değişikliği” gibi bir niyetinizin olduğunu düşünelim. Bir kağıda o işin – koşullarının – size sunuyor olacağı imkanların ve sizin ona sağlayacağınız katkıların – o işte çalışırken kendinizi nasıl hissediyor olacağınızın ve en önemlisi de aranızdaki ilişkinin tanımını, şimdiki zaman kalıbındaki cümlelerle yazın. Aranızdaki ilişkinin tanımı da yapmanız çok önemli çünkü her şeyin bir enerji olduğunu düşünürsek; niyetiniz bir durum – olgu – nesne bile olsa onunla aranızda bir ilişki olduğunu unutmayın..
Nasıl cümleler mi kurulabilir? Buyurun hayali bir örnek üzerinden ilerleyelim:
“Sevgili muhtemel işim; seninle aramızdaki ilişkinin en yüksek ihtimalli çözümlerine ulaşmak niyetiyle; önce seninle aramdaki tüm engelleri – kavuşmamızı engelleyen tüm negatif inanç kalıplarımı – negatif aile bağı ve yaşamımdaki negatif tecrübe uzantılarını iptal ediyorum. Yolumu bu düşünce ve inanç kalıplarından – kilitler ve gereksiz yeminlerden ayırıyorum.
Seninle aramızda çok sevgi dolu bir ilişki var. Aramızdaki bolluk – bereket enerjisi çok güçlü ve ben seni sayende benim için hayırlı ve büyük montanlı paralar kazanıyorum. Bana sunduğun özel sigorta – performans primi – şirket aracı gibi yan haklar var ve ben bunlara şükrediyorum. Sunduğun özel sağlık sigortası limitleri de çok geniş. Sağlıklı bir bireyim; doktora gitme ihtiyacım yok ama böylesi geniş haklara sahip olduğumu bilmek bana kendimi iyi ve güvende hissettiriyor. Sağladığın spor salonu indirimi sayesinde spor salonuna kaydoldum ve düzenli spor yaparak sağlığımı da koruyorum. Şirket yemekleri çok sağlıklı ve bu sayede güzel ve dengeli besleniyorum. Ofis evime çok yakın olduğundan işte çok rahat gidip geliyorum. Şirketimizde hiyerarşik yap olmasa da üstlerimle ve bana bağlı çalışanlarla ve diğer tüm iş arkadaşlarımla ilişkilerim çok dengeli ve düzenli. Saygı gördüğüm, saygınlığa sahip olduğum ve benim de diğerlerine saygı duyduğum bir iş ortamında, sakin ve huzurlu bir şekilde çalışıyorum. İşime hakimim ve işimin patronuyum. Çalışma saatlerimi de kendim yönetebiliyor, olması gerektiği kadar işe vakit ayırıyor – kalan vakitlerimde hobilerime de zaman ayırabiliyor; rahatça ve özgürce sosyalleşebiliyorum. Aile yaşamım ve işim arasındaki denge mükemmel. Yaratıcılığım aktif ve işime değer katarak çalışıyorum. Pozisyonumu çok seviyor ve keyifle çalışıyorum. Sevgili muhtemel işim sana çok güzel katkılar sağlıyor, gelecek için güven veriyorum.
Şükürler olsun..”

Evet,  nasıl bir iş istediğiniz tamamen size kalmış; hadi şimdi bahsettiğim temel kıstasları da dikkate alarak ve duygunuzu niyetinize katarak; kendi niyet tanımlarınızı yapmaya başlayın bakalım...

Eğer özel örnekleriniz için nasıl tanımlar yapacağınız konusunda soru işaretleriniz olursa bana yazabilirsiniz;

Sevgi ve neşe ile..

28.03.19

İstediğim Bir şeyin Olması İçin Nasıl Bir Çalışma Yapabilirim?


Yine sıkça karşılaştığım bir soru üzerinden konuşmak istiyorum.
Öncelikle sözlüğünüzden “istemek” tabirini kaldırıp; yerine “niyet etmek” tabirini koymanızı tavsiye edebilirim. Nedenine gelince; aslında tüm enerji çalışmalarını bilinçaltımıza erişip onun üzerinde bazı değişiklikler ve dönüşümlerle yaşamımızı yeniden tasarlamak üzerine kurarız. Bunun için bilinçaltının yapısından detaylı bahsetmek gerekir fakat bu yazının ana konusundan sapmamak adına sadece şu kadarını söylemek isterim ki; bilinçaltımız öylesi bir sistem ki; söyleneni direkt algılar ve işleme koyar. Yani onun için mecaz – sansür – alt başlık yoktur. Bunu şuna benzetebiliriz; siz küçük bir çocuğu severken “yerim seni” diye seslendiğinizde onun direkt algısı kendisini gerçekten yiyeceğinizi sanır :)
 Bilinçaltımız da işte tam bu şekilde çalışır. Siz istiyorum diye bir niyeti belli ettiğinizde bilinçaltınız onu istemeye devam eder; dolayısıyla istemek halinde kalır ve gerçekleşme – oldurma evresine ulaşılamaz. Oysaki, niyet ediyorum dediğinizde gerçekleşme aşamasına adım atmış olursunuz.
Şimdi sorumuza dönersek; önce gönlünüzden geçenler için “niyet ediyorum” tabiri ile; şimdiki zamanlı cümleler kurarak ilk adımı atıyorsunuz. Bu noktada gelecek zaman yerine “şimdiki zaman”ı kullanmak da bir diğer önemli konu. Gelecek zamanlı kuracağınız cümleler yine bilinçaltınızda gelecek herhangi bir X tarihe tohum ekeceğinden; niyetinizin oluşum vaktini ötelemiş oluyorsunuz. Oysaki niyetinizin nihai fiillerini “oluyor, ulaşıyorum, kavuşuyorum, buluyorum vb..” şimdiki zaman çekimi ile belirttiğinizde an’dan itibaren geleceği de kapsadığından bilinçaltınıza “hemen, şimdi, derhal” gibi konutları veriyor olacaktır. Eee boşuna denilmiyor; “cümlelerini değiştir, hayatın değişsin” diye J
Bu uyarılardan sonra şimdi hazırız niyetlerimiz üzerinde çalışmaya..
Aslında bir danışman aracılığı ile yapılacak her türlü bilinçaltı çalışması bu amaca hizmet eder ama; bu yazımda net belirgin bir niyete ulaşmak için kendi başınıza yapabileceğiniz bir uygulama önerisi paylaşacağım sizinle;

·         Niyet panosu; internette bir çok kaynaktan erişebileceğiniz bu çalışma için detay vermeyeceğim sadece bir yöntem olarak aklınızda bulunsun.
·         Eğer niyetiniz belirgin bir konuya odaklı ise; yani genel olarak iş bulmak niyeti gibi değil de; belli bir şirkette belli bir pozisyon için ise; sol yanınıza bir mum; önünüze gökkuşağı renklerinden birinde veya beyaz bir kağıt alın ve bu işin şirketinin, pozisyonun adını o kağıda yazın. Ve bu cümleleri 3 kez tekrarlayarak kağıda “sen … şirketindeki, … pozisyonusun” diye tekrarlayın. Sonra sol yanınıza aldığınız muma 3 kez “sen …. Şirketindeki poziyona kavuşmamın önündeki engelleri yakıp – yıkıp yok eden güçsün” şeklinde kodlama yapın ve mumu yakın. Sonra min. 7 dk kadar ellerinizi bu mumun üzerinde tutarak “üzerimde tuttuğum ve dışsal kaynaklı; …. Şirketindeki … pozisyonuna kavuşmama engel olabilecek her türlü negatiflik – kilit - gereksiz yemin – ata kayıtları ve karma uzantılarını bırakıyorum” diye tekrarlayın. Bu işlemden sonra birkaç dakika hava alıp su içip tekrar masanın başına gelebilirsiniz. Sonra mum sol yanınızda yanmaya devam ederken; önünüzde duran kağıda odaklanın ve o iş ile konuşmaya başlayın. Neden orda çalışmak içinizden geçiyor; oraya nasıl katkılar sağlamak planınız – o size nasıl katkılar sağlıyor  (bu nokta önemli çünkü her türlü ilişkide ikili bir yön vardır); maaş beklentiniz, nasıl bir ortamda çalışma hayalinizin olduğu vs vs o şirketteki o pozisyonu canlandırarak “niyet ediyorum ve şimdiki zaman kalıplı cümleler kurarak” o kağıda konuşun veya bu niyetlerinizi o kağıda yazın. Sonra bu dialog ya da yazım işlemi bitince o kağıdı katlayarak avuç içinize alın ve bilinçaltınıza şu cümleleri kurun; “sevgili bilinçaltım, … işi … pozisyonu ile aramızdaki tüm engellerin kalkmasına; … işi … pozisyonu ile aramızdaki ilişkinin şifa ile onarılmasına ve aramızdaki ilişkinin en yüksek ihtimalli çözümlerine ulaşabilmeye niyeten; çalışmamı yaptım. Sana bazı görevler atadım. Lütfen bunları şimdi hemen uygula.”
·         Sonrasında bu kağıdı ister bir yerde saklayarak; ister gözünüzün önünde tutup 7 ila 21 gün arasında her gün avuç içinize alıp “sevgili bilinçaltım, … işi … pozisyonu ile aramızdaki tüm engellerin kalkmasına; … işi … pozisyonu ile aramızdaki ilişkinin şifa ile onarılmasına ve aramızdaki ilişkinin en yüksek ihtimalli çözümlerine ulaşabilmeye niyet ediyorum” cümlelerini tekrarlayarak niyetinizi güçlendirebilirsiniz.
Bu noktada tekrar süresi tamamen size kalmış.

Tabiki niyetinizin gerçekleşmesi sizden başlayarak bütüne de hizmet kurallarıyla ve en doğru zamanda gerçekleşeceğinden olur da bu niyetiniz kısa sürede gerçekleşmezse; panik – pes etme yok; çünkü bilin ki olmakta olan her zaman en doğrusudur. Bazen sizin zamanlamanız ile sistemin zamanlaması uymayabilir veya sizi bekleyen çok çok daha uygun bir şey vardır. Bu nedenle zaten niyet cümlelerinde “en yüksek ihtimalli çözüm” kalıbını kullanmak önemlidir..

Kalbinizden  geçen tüm niyetlerin, sizin ve bütünün hayrına olacak şekilde, en doğru zamanda – en doğru formu ile vücut bulması niyetiyle;
Işık ve sevgi ile..
27.03.19