25.10.19

Hayatımızı yönlendiren bilinçaltımız iken …


Bugün bir yerde okudum: “ilkokulda ödevimi yaparken annem ışığı soluna al daha güzel yazarsın demişti. Bu denli büyük bir etki bırakacağını eminim hayal bile etmemiştir. Işık ya da pencere solumda değilse ben bir hiçim! O kadar yani!!”
Çok çarpıcı değil mi? Zihnimize – zihnimizin altına yani bilinç altımız ve de zihnimizin üstüne yani üst benliğimize (ruhumuza) dair çok çarpıcı bir özet diye düşündüm; daha iyi anlatılamazdı sanırım…

Genellikle yaşadıklarımızın ya da yaşayamadıklarımızın faturasını şans, kısmet gibi dışsal faktörlere ya da çok çalışma, istek, arzu gibi durumlara bağlarız değil mi?
Evet payları yadsınamaz kavramlar olsa da her biri; aslında her şey biz’iz! Her şey bizimle başlıyor! Hayatımıza yön veren de yönümüzü belirleyen de biziz! Diğer faktörler “biz”den sonra gelir.
Peki nedir buradaki “biz”? Bilinçaltımız…
Evet bizi biz yapan da; ruh hallerimizi şekillendirip duygularımızı oluşturan da; hayatımızın koşullarını değiştiren de bilinçaltımızdır! Tıpkı bu örnekte ışığın soldan gelmediği durumlarda kişinin adeta işlevsiz kalışını yöneten mekanizma oluşu gibi…biz farkında olmadan bilincimiz dışında çalışır; istemsiz kasları yönetir; gece biz uyurken dahi vücut fonksiyonlarının çalışmasını sağlar ve en önemlisi algıladığımız her şeyi yeri geldiğinde beyne vermek üzere kaydedip saklar!

Bu kadar hayatımız için kilit rol barındıran bir fonksiyonu yakından tanımak ister misiniz?
Öncelikle, beynimizi bir bilgisayar; bilinçaltımız da bir yazılım gibi düşünerek işe başlayabiliriz.  Bu noktada evet bilgisayar yani beynimiz kıymetli bir cihazdır ama ona yüklü olan yazılım (yani buradaki nitelememizle bilinçaltı) doğrultusunda hareket eder. Yazılımda ne kodlanmışsa o belirler her şeyi. Yani bilinçaltımızda ne varsa o yön verir beynimize! Dolayısıyla bilinç altına ulaşıp; onun üzerinde çalışmak çok kıymetlidir.
Bu işletim sistemi kayıtlarını daha bizler anne karnında iken tutmaya başlar. Anne rahmine düştüğümüz andan 40 gün sonra itibariyle sistemimizde “bilinç altı kayıtları” toparlanmaya başlar ve DNA sarmalımız ile atalarımızdan bize aktarılan bilgilerle birlikte daha doğduğumuz anda bile bir sürü bilinçaltı kayıt ile dünyaya açarız gözlerimizi. Öyle bir çalışır ki bilinç altı; aklımızdaki tüm bilgi parçalarını toparlar, saklar ve işler ve biz çoğunlukla onların farkında bile olmayabiliriz. Peki farkında bile olmadığımız bu kayıtlar bizi nasıl yönetir? Şöyle ki aslında bilinçaltımız bizi otomatik bir şekilde davranmaya yönlendirdiğinden; orada ne varsa biz farkında olmadan ona göre davranırız. 
Örneklerle netleştirmeye çalışırsam;
-                 Birkaç kez üst üste izlediğiniz ve belli sloganları barındıran reklamları düşünün; adeta hipnoz etkisi ile size ulaşıp; alışveriş davranışlarınızı bile şekillendirmez mi?
-                 Ya da çocukluğunda dayak yiyerek büyüyenlerin devam yaşlarında şiddete ne kadar eğilimli olduklarına dair durumları hep duyarız öyle değil mi?
-                 Veya buradaki örnekteki gibi; sıkça duyduğunuz veya duyduğunuz an sizi derinden etkileyen cümlelerin geleceğinize yön vermesi: halk arasında çok kullanılan kalıplar mesela; “yaşlanınca gözler bozulur” cümlesini duyarak büyüyen bir nesilde ileri yaşlarda gözlükten kaçış olabilir mi sizce? Veya “para insanı bozar, değiştirir” kalıbını çokça duyarak büyüyen kişinin bolluk – berekete kavuşması kolayca mümkün olabilir mi sizce?

Hep negatifinden bahsettik de; böylesi güce sahip bir parçamızı hayatımızda pozitif etkiler yaratmak için de kullanamaz mıyız o zaman? Bu o kadar mümkün ki! Beynimizin bu kıymetli kısmı ile hayatımızda harikalar da yaratabiliriz!
Nasıl mı?
Bilinçaltı temizlik ve NLP çalışmalarının hizmet ettiği konu budur aslında…
-                 Alt benliğinizdeki korku – kaygı – endişe yüklü travmaları;
-                 DNA’nız ile size aktarılmış olan negatif yük barındıran ata kayıtlarını; bu yaşamınızın içinde geçmişinizde yaşanıp veya yaşanamayıp size kötü duygular bırakmış olan olayları;
-                  Ve hatta kendinizle, kavramlarla veya diğerleriyle yolunda yürümeyen ilişkileri;
fark edip dönüştürebilirsiniz.
Bu sayede de yaşamınızdaki yüklerden arınıp; size artık hizmet etmeyen kişi, kavram veya olaylardan uzaklaşıp; hakkınızda en yüksek ihtimalli çözümleri barındıran “yeni”liklere kucak açabilirsiniz…

Ama şunu belirtmekte fayda var ki; kalben; inanarak bu çalışmalara dahil olduğunuz kadar bilinçaltınızda dönüşüm yapabilirsiniz. Yani inanarak; gerçekten kalpten çözüme niyet etmek sonuçlara ulaşmak için kilit nokta denilebilir.

Sevgi ve ışık dolu günlerde…

25.10.19



22.10.19

İçimizdeki Gölgelerle Yüzleşmek ve Onları Yok Etmek..


Aslında daha önce de kaleme aldığım bir konuydu ama bugünlerde sıkça bu konuda danışan problemi görmeye başlayınca yeniden hatırlatma zamanıdır belki de dedim…
Hep denir ya pozitif düşün! Oysaki aslında pozitiflik nedir? Bir şeyleri yok saymak mı? Yoksa içinde kavgalar sürerken dışarı gülücükler atmak mı?
Aslında pozitife giden yol negatiften geçer ki; negatifi yaşayarak pozitifi oldurmanın bir yolu da içimizdeki gölgelerle yüzleşmektir!

Peki ne demek “içimizdeki gölgeler”?

Hayatta kızdığınız, tepki verdiğiniz, sizde öyle ya da böyle negatif bir his uyandıran tüm tavır ve davranışların aslında sizin içinizde de var olması durumudur. Dışarıdan gelen bir şeylerden ya da birisinin davranışlarından rahatsızsınızdır çünkü bu durum size kendinizden bir kesit sunmaktadır. Kısacası “aynalama” denilen o durum! Bu durumun detayına dair bilgi sahibi olmak isteyenler için bir kitap önerisinde de bulunabilirim: Debbie Ford’dan “Işığı Arayanların Karanlık Yanı”. Kendiniz üzerinde çalışmak için müthiş bir rehber kitap diyebilirim!

Bu konu üzerinde çalışmak için bir uygulama önerisi de paylaşacağım ama öncesinde kitaptan birkaç alıntı ile konuya dair detay vermek isterim…
“Eğer kabul etmediğimiz bir veçhemiz varsa, hayatımıza hep bu veçheyi sergileyen insanları çekeceğizdir. Evren bize gerçekte kim olduğumuzu göstermeye ve bizim yeniden bütün olmamıza yardım etmeye çalışmayı sürdürecektir. Çoğumuz bu sahiplenilmemiş veçheleri o kadar derine gömmüşüzdür ki nerede tiksintiyle baktığımız belli tipte bir insan gibi olabileceğimizi göremeyiz. Ancak, eğer o belli insan tipi yaşamımızda ortaya çıkmayı sürdürürse, bunun bir nedeni vardır.
Kendi özelliklerinizi sahiplenmeyi başarmanın birçok yolu vardır. İşe sizi rahatsız eden nitelikler üzerinde konsantre olarak başlayın. Hoşlanmadığınız ya da nefret ettiğiniz insanları tarif eden sözcükler listenizi çıkarın ve her bir özelliği inceleyin. Ne kadar direngen olursanız olun, bu sürecin işlemesi için bu özelliklerin her birini sahiplenmelisiniz. Yaşamınızda bu özelliği sergilediğiniz ya da bir başkasının sizin bu özelliği sergilediğinizi algılamış olabileceği bir yer bulun. Her özelliği bir ceketi dener gibi deneyin, size uyup uymadığına bakın, onun nasıl bir his verdiğini görün ve onun uyması için ne yapmanız gerektiğini düşünün. Sevdiğiniz biri tarafından o söz size söylense nasıl tepki göstereceğinizi hayal edin. Her bir özellik hakkında hangi yargılarda bulunduğunuzu, ve her bir özelliğe sahip insanlar hakkında hangi yargılarda bulunduğunuzu inceleyin. Bu veçheye sahip oldukları için kaç kişiyi dışladığınıza bakın. Kendinizi bu insanlarla kendi lehinize karar verecek şekilde kıyaslamaya, ya da kendi davranışınız ile onların davranışları arasında ayırım yapmaya çalışmayın. Ego’nuzun sizin davranışınızı mazur gösterip haklı çıkarmasına izin vermeyin. Unutmayın, dünya kaba birini kaba biri olarak görür.
Mucize, siz bir veçhenizi gerçekten sahiplenip benimsediğinizde meydana gelir. O noktada, size aynalık eden kişi y o davranışı sergilemeyi bırakacaktır, ya da siz o kişiyi hayatınızda istememeyi seçebilecek hale geleceksiniz. Siz fişi o prizden çektiğinizde, artık bir başka kişinin sizin gölgenizi size geri yansıtmasına ihtiyacınız kalmayacak. Çünkü siz kendiniz daha bütün olacak, ve doğal olarak bu bütünlüğü size geri yansıtanlara çekileceksiniz. Eğer ruhunuzun amacı bütün olmaksa, biz sürekli olarak bütün olmak için görmemiz gerekenleri çağıracağız. Biz daha çok yanımızı sahiplendiğimizde, hayatımıza da daha sağlıklı insanlar girecektir.
Zaman ayırıp neyi sahiplenmek istemediğinizi düşünün. Bir şeyi sahiplenmeye karşı direnç hissettiğinizde, onu atlayıp geçmeyin. Bu direncin nereden geldiğini görebilene dek araştırın. Hangi yargılarda bulunduğunuza dikkat edin. O özelliği sergilediğiniz zamanları yazın. Eğer bu konuda zorlanırsanız bir arkadaşınızdan yardım isteyin. Eğer dikkatinizi bir başkasının hoşlanmadığınız bir veçhesi üzerinde topluyorsanız, bunun sizin de o aynı veçheye sahip olmanızdan kaynaklandığını hatırlayın. Sahiplenilecek en zor sözcükler daima birinin bize yanlış yaptığını düşündüğümüz olaylarla ilişkilidir. Ego’muz bizi rahatsız eden özelliklerin aslında bizde de olduğu gerçeğini idrakinden bizi uzak tutmak için; yaşamımızın durumundan ötürü bir başkasını suçlayarak oyalanmamızı sağlar. Çoğumuz bize zarar vermiş insanlara karşı davalar oluşturmak için uzun bir zaman harcamışsızdır.” / Debbie Ford, Işığı Arayanların Karanlık Yanı

Oprah Winfrey bir zamanlar yaptığı bir açılış konuşmasında, “Yaralarınızı bilgeliğe dönüştürün demişti. Kırgınlıklarınıza, küslüklerinize tutunmak yerine onlardan ders alın. Yaralarınızdan nasıl yararlandığınızı görmek için bakın. Onlar sizi nereye götürdüler? Eğer o kötü deneyimi geçirmemiş olsaydınız, hayatınızda şimdi kim olmayabilecekti? Ve yaralarınıza tutunmanız hayallerinizi gerçekleştirmenizi nasıl engelliyor? Siz gelişip öğrenmek için yaralarınızı kullandığınızda, kurban olmayı sürdürmek zorunda kalmazsınız. Size zarar vermiş olan o kişiye bakın, o kişinin hangi veçhelerine fişi taktığınızı inceleyin. Ve o şeyleri kendi içinizde bulabildiğinizde, artık o kişiye bağlı olmayacak ya da ondan etkilenmeyeceksiniz.”
*Özetle; “Her insanın içinde başkalarından ve hatta kendinden bilinçli ya da bilinçsizce gizlediği karanlık bir yan vardır ve bunlara gölgelerimiz deriz. Işığa – aydınlığa çıkarılmadıkları için karanlıktır… Onları farkedip, ortaya çıkarıp, kabule geçemedikçe bu yanımız bizi sürekli engellemeye; bize mutsuzlukları, korkuyu, acıları yaşatmaya ve hatta o gölgeleri barındıran davranışlar sergileyen insanları bize ayna olmaları için hayatımıza bu çekmeyi sürdürecektir. “Aydınlanmaya giden yol sadece tanrısal olanı aramayı değil, karanlık benliğin tümüyle kabullenilmesini ve böylece muhteşem bütünlüğümüze erişmeyi içerir”.

Karanlık yanlarınızı fark edip; o gölgelerinizle bütünleşmeye ve bu yanlarımızı kamufle edebilmek için takındığınız maskeleri çıkarmaya hazırsanız bu kitap önerisinin yanında size oldukça kolay uygulanabilir bir egzersiz de önermek isterim. Sevgili Ebru Demirhan’dan aldığım eğitimlerden bir pratik.. Kendi kendime de çevremde ihtiyaç duyanlara da çok uygulamışımdır.

Uygulama Önerisi:
Davranışları size rahatsızlık veren bir insanı düşünün.
Bir kağıda ikiye katlayarak bir tarafına önce onun size karşı davranışlarını madde madde sıralayın; özellikle rahatsızlık veren tavırlarını.
Aynı kağıdı diğer tarafına o maddelerin karşılarına gelecek şekilde sizin o kişiye karşı olan tavırlarınızı sıralayın. Sonra katlı kısmı açarak karşı karşıya gelen maddeleri okuyun.. Tavırların birbirine denk – parallel gelişi sizi çok şaşırtacak! Etki tepki durumları gibi maddeler göreceksiniz..
Sonra özellikle denk gelen bu maddelerden size rahatsızlık veren kişinin tarafına düşen davranışları belirleyip; geçin aynanın karşısına ve o maddeleri yüksek sesle okumaya başlayın. Bunu bir cümle dizilimi içerisinde yapmak çok daha faydalı olabilir; örneğin: “bencil, umursamaz, ukala, insanlara değer vermeyen …” gibi davranış kalıpları mı çıktı; bunları ayna karşısında şu şekilde okuyabilirsiniz:
“Ben XXX (adınız – soyadınız; evli iseniz kızlık soyadınızı da kullanarak) tüm [bencilliğimi – umursamaz tavırlarımı – ukala hareketlerimi – insanlara değer vermez hallerimi …] biliyorum. Bu huylarımı ve davranışlarımı şimdi şu an burada fark ediyorum vr kabul ediyorum. Bu davranış ve düşüncelerimden dolayı af diliyor; kendimi bu davranış ve düşüncelerimden dolayı affediyor; bu farkındalığım için kendime teşekkür ediyor ve kendimden özür diliyorum. Kendimi seviyorum. Farkındalığım için şükürler olsun.”
Ve bu noktada eğilerek kendinizi de selamlayarak çalışmayı kapatabilirsiniz.
Aynı çalışmayı kavramlarla aranızdaki ilişkiler için de yapabilirsiniz. Örneğin, para konusunu ele alalım; bu kez kişi değil de parayı düşünerek onun hayatınızdaki yerine dair tanımları ve karşısında da sizin para karşısındaki tutum ve görüşlerinizi yazarak çalışmayı şekillendirebilirsiniz.

Kısılıp kalmış yaşam enerjinizin serbest kalmasına niyeten;
Şifa olsun..
22.10.19

21.10.19

Bir Kişinin Dünyayı Değiştirebileceğinin Öyküsü..Hatta Bilimsel Kanıtı!


Daha önce “100 Maymun Deneyini” duymuş muydunuz? Doktor Lawrence Blair ve Lyall Watson’ın 30 yıl boyunca maymunları gözlemleyerek gerçekleştirdikleri deney: 100. Maymun Fenomeni!

Duymadıysanız buyurun detayları.. 1’den başlayan davranış değişikliğinin ortak bilinci nasıl besleyip; bütüne nasıl yayıldığının güzel bir ispatı! Bu deneyi okuduktan sonra bakalım “bir ben yapsam ne olur” bakış açıları nasıl değişecek..?

Gözlem konusu denekler Pasifik Okyanusu’ndaki adalarda, türü Macaca Fuscata olan maymunlar. Gözlem şöyle başlıyor; 1952 yılında adaya gelen bilim insanları, maymunlar beslensin diye adadaki kumların üstüne tatlı patatesleri bırakıyor. Maymunlar üzerindeki kumlardan rahatsız olsalar da tatlı patatesleri severek yemeye başlarlar. Bir gün 18 aylık dişi maymun İmo, patateslerdeki kumlara için bir çözüm keşfeder ve kuma bulanmış tatlı patatesleri su birikintisinde yıkadıktan sonra yemeye başlar. Ve ardından önce annesine bu yöntemi öğretir; annesi de İmo gibi patatesleri yıkayarak yemeye başlar. Ardından bu yöntem diğer maymunlar tarafından da kullanılmaya başlar. 6 yıl sonra 1958 yılında genç maymunların hemen hepsi patateslerini yıkayarak yemeye başlamış olur ve durum gözlemci bilim adamlarının kayıtlarında yerini alır. Bu davranış, yeni şeyler öğrenmeye açık yetişkin maymunlar tarafından da uygulamaya alınır fakat bazı yetişkin maymunlar, kendinden yaşça küçük ve sosyal statüsü aşağıda olan maymunların onlara bir şey öğretemeyeceğini düşündüğü için patatesleri kumlu şekilde yemeye devam eder! 1958 yılının sonunda ise çok garip bir şey olur ve adada bulunan maymunların bir kısmı patateslerini yıkayarak yerken (99 tanesi), bir maymunun daha patatesini yıkayıp yemesi sonucunda ki O, yüzüncü maymundur; her şey bir anda değişir…ve o akşam adadaki tüm maymunlar patateslerini yıkayarak yemeye başlar! Yani sadece bir maymunun daha aynı davranış biçimini benimsemesi ile bir anda adadaki tüm maymunular aynı davranışı sergilemeye başlarlar.  Yani O, 100. maymun adeta tetik görevi görüp; yaşlı maymunlar da dahil hepinsin aynı davranışı sergilemesine aracı olur.
Sonrası ise daha da ilginçtir ki; aynı davranış deney yapılan ada ile bağlantısı olmayan diğer adalarda da görülmeye başlanır.
..Ve böylece “100 Maymun Fenomeni” doğar! Yani; yeni bir davranış tarzı ve düşünce, toplumdaki bireylerin belirli bir oranı tarafından kabul edildiği anda, mesafenin önemi olmaksızın bu yeniliğin zihinden zihne aktarılabildiği görüşü kesinleşmiş olur.
Bu fenomenin ardından; sonrasında yapılan farklı deneyler de “kritik sayıya ulaştıktan sonra niceliğin niteliğe dönüşerek, ortak bilinci değiştirebildiği” görüşünü destek kanıtlarını sağlamıştır.

Yani bilimsel olarak da destek bulan bu görüşten sonra, sadece tek başınıza sizin bile düşünce yapınızı değiştirerek; kötü olaylara dur demeye çalışan insanların yanında 1 kişi de olsa destek vererek yer almanın önemini düşünebiliyor musunuz?

Ne dersiniz; belki de sadece sizin düşünce veya davranış değilikliğiniz, bir kelebeğin kanat çırpması gibi başlayarak dünya çapında pozitif bir fırtınaya sebep olacaktır!

Tek başına bir birey olarak bile var olmanın değerini hızla kavrayabildiğimiz; farkındalık dolu günler niyetiyle..
21.10.19


20.10.19

İçinizden Atamadığınız Bazı Negatif Duygular mı var!?

İçinizden atamadığınız bazı duygular var ve ağırlıkları artık size fazla mı geliyor!?

O zaman buyurun size pratik iki öneri...

Sakin olabileceğiniz bir ortamda, rahat hissedeceğiniz şekilde oturun ve gözlerinizi kapatın. Önünüzde bir kuyu hayal edin; uzantısı toprağa karışan derin bir kuyu.. Ellerinizi yere paralel ve avuç içleriniz bu kuyuya doğru bakacak şekilde uzatın. Ve size yük olan duyguları “... bırakıyorum” şeklinde iç veya dış sesinizle saymaya başlayın. Hatta kelimelere dökülemeyen duygu ve yükler için de “şu an farkında olduğum ya da olmadığım tüm negatif yükleri; duygu - düşünce ve yaşamda beni geri çeken her şeyi bırakıyorum” diyerek akmasına izin verin... İçinizden geçtiği kadar bu pozisyonda kalabilirsiniz. Yüklerden yeterince arındığınızı hissettiğiniz an; kuyunun kapandığını hayal edip üzerine kırmızı bir çarpı koyun ve gerekli dönüşüm için onu toprak anaya teslim edin. Hemen devamında ise bıraktığınız negatiflerin yerini “pozitif” duygularla doldurmak niyetiyle ellerinizi kalbinize koyup veya yukarıya doğru kaldırıp; yerine almak istediğiniz yepyeni duygular ile aranızda bağ kurulmasına izin verin.. Örneğin; “mutlak sevgi, bolluk bereket, pozitif oldurma gücü, şifa., en yüksek ihtimalli yeni işiniz..neye niyet edeceğiniz size kalmış.

Benzer amaçla çalışan bir diğer method ise birkaç gün sürecek bir çalışma; bir kağıt alın ve kurtulmak istediğiniz negatif duyguyu düşünerek saat yönünün tersinde bir çember çizin. Mesela örnek duygu; “öfke” olsun. Sonra da o duygunun sizin için pozitifini düşünün (sizin için öfkenin karşılığı neşe olabilir, sevgi olabilir, sakinlik olabilir) ve bu kez de o pozitif duyguyu düşünerek saat yönünde bir çember çizin.                             
Ve her gün; negatif duyguyu simgeleyen çemberin içine saat yönünün tersinde; “içimdeki ..... azaltıyorum” diyerek
〰 pozitif duyguyu simgeleyen çemberin de dışına “içimdeki ..... arttırıyorum” diyerek; saat yönünde bir çember çizin. Bu işlemi içinizden geldiği kadar devam ettirin.                         
Tek bir kağıtta birçok duygu için bir arada da çalışabilirsiniz..

Sevgi ve keyif ile..
20.10.19
 ✨

8.10.19

Neden Hasta Oluruz?


Yaşamımızın akışı dolayısıyla hücrelerimize dolan enerjiler eğer yük olarak kalmaya devam ederse; ruhsal bedenimiz tarafından, fiziksel bedenimiz yoluyla, zihinsel bedenimize verilen mesajlar olarak nitelendirebiliriz hastalıkları…

En basit haliyle söylersek; vücudumuzun bize gönderdiği bir mesajlardır, hastalıklar. Kısaca vücudumuz diyordur ki; “bak yolunda gitmeyen bir şeyler var”, “hasta olan X organın sana ….. demeye çalışıyor; dinle onu”…
Yani bünyende tuttuğun, dönüştüremediğin enerjiler; fiziksel bedenin üzerinden sana kendini göstermeye ve seni farkındalık sürecine sokmaya çalışıyordur; şifaya açılmanın aracısı olmak istiyordur. Evet, aynen öyle; hastalıklar şifanın temelidir!

Hangi hastalık neyin mesajıdır genel olarak organların taşıdığı anlamlar üzerinden ana konu anlaşılabilse de; kırılımlar detayda tamamen kişiye özel mesajlar da taşıyabilmektedir.
Mesela organlarımız bazında birkaç örnekle konuyu detaylandırırsak;
Akciğer sorunları; yaşamı kabul noktasında bazı şeylerin mesajıdır. Depresyon ve keder yükü barındırır. Yaşamı tüm boyutlarıyla, içinden geçen şekliyle ’dolu dolu’ ve kolayca yaşayamamak; hatta kendini yaşama layık görmemek gibi derin mesajlar taşıyabilir.
Şifaya açılmak için örnek bir olumlama “hayatın bütünlüğünü içime alma kapasitesine sahibim; hayatı sevgiyle dolu dolu ve kolayca yaşıyorum”
Alerjiler; temelinde kendi gücünü inkar etme yükünü barındıran bu problemde önce kime karşı alerjiniz olduğunu sorarak işe başlayabilirsiniz. Muhtemelen kökeni doğum hikayesine dayanan bu problemde dünyanın güvenli olduğuna ikna olmak; hayatla barış haline geçebilmek oldukça önemlidir.
Alkol veya diğer uyarıcı maddelere karşı duyulan aşırı istek: içindeki boşlukları dışsal uyarıcılarla doldurarak, kendini uyuşturma isteği taşıyan bu duyguların temelinde ‘yararsızlık, suçluluk, yetersizlik hisleri barınır ve temel motivasyonu ‘kendini reddetmek’tir.
‘Kendimi olduğum gibi seviyorum ve kabul ediyorum’ inancına uzanacak bir dönüşüm bu problemin hayatınızdan çıkmasına destek olacaktır. …
Hastalıklar konusunda organ bazlı detaylı bir toparlamayı başka bir yazıda ayrıca yapıyor olacağım ve şimdi hastalıklara burada biraz ara verip; hastalıkların oluşum süreci için konuyu somutlaştırabilmek adına kanserden üzerinden örneklemek istiyorum.

Katıldığım NLP eğitimlerinin birinde konuyu benim için de oldukça netleştiren bir örnekle açıklayacağım.
Ormanda bir geyik düşünün, aslan veya benzeri bir hayvanın avı olmamak için kaçıyor olsun. Kaçış sürecinde vücudunda nasıl değişiklikler olacağını hayal edelim; kalbi hızla çarpmaya başladı ve iç organlarındaki kanı daha hızlı büyük bir hızla ayaklarına pompalamaya başladı; beyni akciğer kapasitesini geçici olarak arttırma komutu verdi ve bu komutla hızlı bir şekilde içeride ‘mutasyona uğramış’ ekstra akciğer hücresi yaratıldı…
Geyik kaçıp kurtulabildiğinde ise, hızlı kalp atışı normale döndü, akciğerde kapasite artırımı için üretilen hücreler yok edildi. Peki beyin hangi hücreyi yok edeceğini nasıl ayırt etti? Çünkü tehlike anında yeni oluşturulan hücreler diğerlerinden farklıydı ve beyin onları kolayca ayırt edip yok edebildi! Yani kendimize uyarlarsak; ‘vücudumuzun tehdit,stres, baskı ve benzeri problemli anlarda mutasyona uğramış hücreler yani kanser hücreleri üretmesinin sebebi’ çok net: ‘tehlike bittiği anda onları vücuttan kolayca temizleyebilme motivasyonu’!  
Örneğimize dönersek; geyik hiçbir zaman tehlike geçmedi algısında yaşasa ne olurdu? Ek hücre üretimi aynı haliyle kalır, beyin tarafından yok edilemezdi değil mi? Ve hatta geyiğin beyni de sınırsız şekilde hücre üretmeye devam ederdi. Yani ‘akciğer kanseri’ ne uzanan bir süreç!
Şimdi yukarıdaki örnekleri de düşünüp hayvan neyi dert edecek ki; ya da biz avlanmıyoruz ki onlar gibi diyebilirsiniz; ki zaten aslında cevap da burada saklı!O bir hayvan ve beyin yapısı bir insana göre çok daha basit, hafızası daha kısa vadeli ve tehditleri insana göre çok daha ilkel ve fiziksel! Yani insanlar gibi travmalara yıllarca üzülüp; yıllarca o enerjileri vücutlarından taşımıyorlar. Dolayısıyla hayvanlarda kanser görülme oranı çok çok daha az.
Yani özetle; yaşadığımız hastalıkların temelinde bilinçaltımızın verdiği ilkel tepkilerin yarattığı yükler yatmakta…
Hastalığın boyutu ve seviyesine bağlı olarak; hastalığın mesajına ve / veya konusuna kodlanarak yapılacak NLP bazlı bilinçaltı kayıt temizlikleri ile tedaviye destek sağlanabileceği gibi; reiki, meditatif çalışmalar – nefes egzersizleri veya mantralar yardımıyla da hastalıkların iyileşme sürecine destek sağlanabilir.

Şifa dolu günler niyetiyle…

08.10.19