Sorsam hanginiz çay
sevmiyorsunuzdur ki..
Benim için Türk Çayı diye birşey
vardır ki mesela; dünyanın neresinde olursam olayım...
Biz Türkler için o bir alışkanlıktır; hayat tarzının bir yansıması; yaşam kültürünün bir parçasıdır bence. Bir ritüeli vardır; çayınızı alır, tercihen bir ya da birkaç şeker atar, sonra da çay kaşığıyla karıştırırken çıkarabildiğiniz kadar ses çıkarırsınız mesela. Bardağı ucundan tutarak yavaşça küçük yudumlarla içersiniz mesela; çünkü sıcaktır; tıpkı sevgi dolu Anadolu insanı gibi! Bu keyfin bitmesi imkansızdır; günden en az birkaç bardak içersiniz ve bu, günün her saatinde olabilir.
Biz Türkler için o bir alışkanlıktır; hayat tarzının bir yansıması; yaşam kültürünün bir parçasıdır bence. Bir ritüeli vardır; çayınızı alır, tercihen bir ya da birkaç şeker atar, sonra da çay kaşığıyla karıştırırken çıkarabildiğiniz kadar ses çıkarırsınız mesela. Bardağı ucundan tutarak yavaşça küçük yudumlarla içersiniz mesela; çünkü sıcaktır; tıpkı sevgi dolu Anadolu insanı gibi! Bu keyfin bitmesi imkansızdır; günden en az birkaç bardak içersiniz ve bu, günün her saatinde olabilir.
Yazının bu kısmında bir yabancı
yorumlarına yer verirsem; “Evet, Bir Bardak Çay Daha İstiyorum" kitabının
yazarı Amerikalı Katherine Branning'in çay konulu sunumundan bir kaç alıntı
ile; “Türkiye’de çay içmek;
İngiltere’deki beş çayından veya Japonya’da özenle hazırlanan çay ikramlarından
biraz farklıdır. Daha az karmaşık ve daha çok sadedir. Tıpkı Türk insanı gibi.
... Türk çayı için tavşankanı derler; Siyah ya da yeşil değil, kırmızıdır.
Tıpkı her vatansever Türk’ün damarlarından akan kan gibi. Tıpkı göklerde
gururla dalgalanan bayrakları gibi. Eşsiz güzellikteki halıların kırmızı yünü
gibi. Tıpkı ilkbaharda açan ateş kırmızısı laleler gibi. Lalelerin şekli,
kendisine çok benzeyen bu çay bardağı gibidir tıpkı. ... Türk çayı demlenir;
Bir Türk, sallama çayı çay saymaz. ... Türkiye’de “Kahvaltı hazır!” denmez,
“Çay hazır!” denilir. ... Türk çayı
müzik gibidir; Müzik kültürü ile yetişmiş ve birçok yetenekli müzisyeni
barındıran bir ülkedir Türkiye. Türkiye arabeskten pop’a, pop’dan halk müziğine
kadar uzanan bir çizgide çok renkli bir müzik yelpazesine sahiptir. Yine de çay
bardağına kaşığın temasıyla çıkan şıngırdama sesi başka hiçbir şeye benzemez.
Eğer bu sesin bütün Türkiye’de, evlerden çayhanelerden, iş yerlerinden ve
ülkenin her köşesinden yükseldiğini hayal ederseniz, bunun ülkenin milli senfonisi
olduğunu da söyleyebilirsiniz. Türk çayı arkadaş canlısıdır; O hiçbir zaman
yalnız içilmez. İllâ ki yanında biri olmalıdır. Eğer bir Türk sizinle arkadaş
olmak istiyorsa ilk teklif edeceği şeydir çay. Türkler tek başlarına, yalnız iş
yapmazlar. Başkalarıyla birlikte olmayı severler. Geniş düzlüklerde aileleriyle
ve hayvanlarıyla sıcak ilişkiler geliştirebilmiş ataları gibi. Hayatı,
başkalarıyla paylaşarak, değerli kılınan bir şey olarak görürler. Türk çayı
barışçıdır; Nereye giderseniz gidin, ofislerde, evlerde, iş yerlerinde size bir
bardak çay mutlaka ikram edilir. Bu ikram aynı zamanda size bir barış mesajı
ulaştırır. Ve XIII. Yüzyıl’ın büyük sufî şairi Mevlâna Celalettin Rumî’yi
hatırlatır: “ Gel tanış olalım yavaş yavaş, bu çayı içer gibi. Gel şu günün
hayhuyunu bir kenara koyalım ve birbirimizi tanıyalım. Gel bir bardak çay
paylaşalım, belki kaynaşırız çayın sıcaklığıyla ve dostluğunuzla. Haydi, Gel
hayatı paylaşalım!”
Özetle; çay demek Türkiye
demektir.. Bir yabancının gözünden bile böylesine anlatılmışken çay; Lipton sen
ne yapmaya çalışmıştın acaba çaya “ateş kırmızısı” diyerek; çay aslında sallama
olur ama madem sen demlemeye alışmışsın; biz de o şekilde de yaptık; “sen
kazandın Türkiye” diyerek..!? Bu düpedüz had aşımı değildi de neydi ki.. Nitekim
kampanya başladığı günlerde de (Ocak’16) aynı tepkileri çekti (Kampanyanın
aldığı tepkilerde sosyal medyada öne çıkan başlıklarsa samimiyetsiz bulunması
ve parti reklamı gibi anlaşılması olmuştu o günlerde. Merak edenler için birkaç
örnek için bağlantı linki http://sosyalmedya.co/liptonun-yerellestireyim-derken-markayi-yabancilastirmasi-sosyal-medyada-elestirildi/).
O günlerde de demeden edememiştim ki;
125 yılını bu işe veren Lipton keşke tüm dünyayı inceleme eforunu biraz daha
Türk Halkının içgörülerini anlamaya yoğunlaştırsaydı da Türk Halkı için onlara
özel bir adım atıp; dökme çay sunduğunu biraz daha az rahatsız edici bir dille
yapabilseydi..!
Kimse senin kadar çay içmiyor
Türkiye! O zaman #biçaydaha ?
diyerek sunulan kampanya spotunu izlemek isteyenler için; https://www.youtube.com/watch?v=23KxVZGowkk
Oysaki; aynı Lipton daha 2014
yılında Çaya Ses Ver Korosu ile büyük beğeni toplayıp; sadece YouTube’da 2 milyonun
üzerinde izlenme elde etmişti. (https://www.youtube.com/watch?v=UYyCoMwhow0)
Son iletişimiyle bu çizgiden
uzaklaşan Lipton bende başka bir merak uyandırdı aslında o günlerde. Acaba
rakipler (mesela Çaykur, mesela Doğuş) böylesi bir durumu nasıl fırsata
çevirecekti? Tam da o günlerde Ofçay’dan bir hamle geldi ve; “Birimiz eksik
olsa böyle olmaz, özümüzü koymazsak OFÇAY mükemmel olmaz…” diyerek sempatik bir
iş sundu. (https://www.youtube.com/watch?v=taBYNyxlzj0)
Yine de Lipton’un büyük
rakiplerinin fırsata çeviremediği bu kriz döneminde; Çaykur’dan gelen bir
hamleyi nihayet gecikmeli de olsa görebildik. “Mükellef bir kahvaltı sofrası
çaysız olur mu” diyerek; bir viral kampanya ile birşeyler yaptığını görebilmek
güzeldi ÇaykurJ (https://www.youtube.com/watch?v=oZCrqGX-dPM)
Bol keyif çaylı günlerine Türkiye..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder