19.8.16

Bir çay hikayesi..

Sorsam hanginiz çay sevmiyorsunuzdur ki..
Benim için Türk Çayı diye birşey vardır ki mesela; dünyanın neresinde olursam olayım...
Biz Türkler için o bir alışkanlıktır; hayat tarzının bir yansıması; yaşam kültürünün bir parçasıdır bence. Bir ritüeli vardır; çayınızı alır, tercihen bir ya da birkaç şeker atar, sonra da çay kaşığıyla karıştırırken çıkarabildiğiniz kadar ses çıkarırsınız mesela. Bardağı ucundan tutarak yavaşça küçük yudumlarla içersiniz mesela; çünkü sıcaktır; tıpkı sevgi dolu Anadolu insanı gibi! Bu keyfin bitmesi imkansızdır; günden en az birkaç bardak içersiniz ve bu, günün her saatinde olabilir.
Yazının bu kısmında bir yabancı yorumlarına yer verirsem; “Evet, Bir Bardak Çay Daha İstiyorum" kitabının yazarı Amerikalı Katherine Branning'in çay konulu sunumundan bir kaç alıntı ile; “Türkiye’de çay içmek; İngiltere’deki beş çayından veya Japonya’da özenle hazırlanan çay ikramlarından biraz farklıdır. Daha az karmaşık ve daha çok sadedir. Tıpkı Türk insanı gibi. ... Türk çayı için tavşankanı derler; Siyah ya da yeşil değil, kırmızıdır. Tıpkı her vatansever Türk’ün damarlarından akan kan gibi. Tıpkı göklerde gururla dalgalanan bayrakları gibi. Eşsiz güzellikteki halıların kırmızı yünü gibi. Tıpkı ilkbaharda açan ateş kırmızısı laleler gibi. Lalelerin şekli, kendisine çok benzeyen bu çay bardağı gibidir tıpkı. ... Türk çayı demlenir; Bir Türk, sallama çayı çay saymaz. ... Türkiye’de “Kahvaltı hazır!” denmez, “Çay hazır!” denilir.  ... Türk çayı müzik gibidir; Müzik kültürü ile yetişmiş ve birçok yetenekli müzisyeni barındıran bir ülkedir Türkiye. Türkiye arabeskten pop’a, pop’dan halk müziğine kadar uzanan bir çizgide çok renkli bir müzik yelpazesine sahiptir. Yine de çay bardağına kaşığın temasıyla çıkan şıngırdama sesi başka hiçbir şeye benzemez. Eğer bu sesin bütün Türkiye’de, evlerden çayhanelerden, iş yerlerinden ve ülkenin her köşesinden yükseldiğini hayal ederseniz, bunun ülkenin milli senfonisi olduğunu da söyleyebilirsiniz. Türk çayı arkadaş canlısıdır; O hiçbir zaman yalnız içilmez. İllâ ki yanında biri olmalıdır. Eğer bir Türk sizinle arkadaş olmak istiyorsa ilk teklif edeceği şeydir çay. Türkler tek başlarına, yalnız iş yapmazlar. Başkalarıyla birlikte olmayı severler. Geniş düzlüklerde aileleriyle ve hayvanlarıyla sıcak ilişkiler geliştirebilmiş ataları gibi. Hayatı, başkalarıyla paylaşarak, değerli kılınan bir şey olarak görürler. Türk çayı barışçıdır; Nereye giderseniz gidin, ofislerde, evlerde, iş yerlerinde size bir bardak çay mutlaka ikram edilir. Bu ikram aynı zamanda size bir barış mesajı ulaştırır. Ve XIII. Yüzyıl’ın büyük sufî şairi Mevlâna Celalettin Rumî’yi hatırlatır: “ Gel tanış olalım yavaş yavaş, bu çayı içer gibi. Gel şu günün hayhuyunu bir kenara koyalım ve birbirimizi tanıyalım. Gel bir bardak çay paylaşalım, belki kaynaşırız çayın sıcaklığıyla ve dostluğunuzla. Haydi, Gel hayatı paylaşalım!”
Özetle; çay demek Türkiye demektir.. Bir yabancının gözünden bile böylesine anlatılmışken çay; Lipton sen ne yapmaya çalışmıştın acaba çaya “ateş kırmızısı” diyerek; çay aslında sallama olur ama madem sen demlemeye alışmışsın; biz de o şekilde de yaptık; “sen kazandın Türkiye” diyerek..!? Bu düpedüz had aşımı değildi de neydi ki.. Nitekim kampanya başladığı günlerde de (Ocak’16) aynı tepkileri çekti (Kampanyanın aldığı tepkilerde sosyal medyada öne çıkan başlıklarsa samimiyetsiz bulunması ve parti reklamı gibi anlaşılması olmuştu o günlerde. Merak edenler için birkaç örnek için bağlantı linki http://sosyalmedya.co/liptonun-yerellestireyim-derken-markayi-yabancilastirmasi-sosyal-medyada-elestirildi/).  O günlerde de demeden edememiştim ki; 125 yılını bu işe veren Lipton keşke tüm dünyayı inceleme eforunu biraz daha Türk Halkının içgörülerini anlamaya yoğunlaştırsaydı da Türk Halkı için onlara özel bir adım atıp; dökme çay sunduğunu biraz daha az rahatsız edici bir dille yapabilseydi..!
Kimse senin kadar çay içmiyor Türkiye! O zaman #biçaydaha ? diyerek sunulan kampanya spotunu izlemek isteyenler için; https://www.youtube.com/watch?v=23KxVZGowkk
Oysaki; aynı Lipton daha 2014 yılında Çaya Ses Ver Korosu ile büyük beğeni toplayıp; sadece YouTube’da 2 milyonun üzerinde izlenme elde etmişti. (https://www.youtube.com/watch?v=UYyCoMwhow0)
Son iletişimiyle bu çizgiden uzaklaşan Lipton bende başka bir merak uyandırdı aslında o günlerde. Acaba rakipler (mesela Çaykur, mesela Doğuş) böylesi bir durumu nasıl fırsata çevirecekti? Tam da o günlerde Ofçay’dan bir hamle geldi ve; “Birimiz eksik olsa böyle olmaz, özümüzü koymazsak OFÇAY mükemmel olmaz…” diyerek sempatik bir iş sundu. (https://www.youtube.com/watch?v=taBYNyxlzj0)
Yine de Lipton’un büyük rakiplerinin fırsata çeviremediği bu kriz döneminde; Çaykur’dan gelen bir hamleyi nihayet gecikmeli de olsa görebildik. “Mükellef bir kahvaltı sofrası çaysız olur mu” diyerek; bir viral kampanya ile birşeyler yaptığını görebilmek güzeldi ÇaykurJ (https://www.youtube.com/watch?v=oZCrqGX-dPM)

Bol keyif çaylı günlerine Türkiye..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder