Ego yalnızca kibir, kendini beğenmişlik ya da savunma mekanizması değildir.
Ego, insanın ruhsal özüyle, zihniyle ve maddi dünyadaki yaşamıyla ilişkisinde
önemli yer tutan ;
imsan yaşamı için gerekli bir mekanizmadır.
Ego, düşmanımız değil; kendimizi dünyada ifade etmemizi sağlayan benlik
yapımızdır. Ancak kendimizi bu yapının tamamından ibaret sanmaya başladığımızda
sorun ortaya çıkar.
Egoyu açıklarken ruh, zihin ve madde arasındaki köprü yaklaşımını temel alıyorum ve
« Ego Ruh ile Dünya Arasındaki Köprüdür » diyorum.
Ego kelimesini duyduğumuzda çoğumuzun aklına kibir, kendini beğenmişlik,
üstünlük taslamak ya da sürekli haklı çıkmaya çalışmak gelir. Bu yüzden egodan
kurtulmamız, onu aşmamız veya tamamen yok etmemiz gerektiğini düşünürüz.
Peki, ego gerçekten kurtulmamız
gereken bir şey midir?
Ya ego, yok etmemiz gereken
bir düşman değil de doğru kullanmayı öğrenmemiz gereken bir yapıysa?
Bu soruya cevap verebilmek
için önce egonun ne olduğunu anlamamız gerekir.
Ego aslında nedir?
En basit anlatımıyla ego,
insanın kendisini bir “ben” olarak algılamasıyla ilgilidir.
Ben kimim? Ne istiyorum?
Neye değer veriyorum? Başkaları beni nasıl görüyor? Dünyada nasıl bir yerim
var?
Bu soruların etrafında
kendimizle ilgili bir algı geliştiririz. Hayat deneyimlerimiz, ailemiz, yetiştirilme
biçimimiz, başarılarımız, başarısızlıklarımız, korkularımız ve inançlarımız bu
algının şekillenmesinde rol oynar.
Zamanla kendimiz hakkında
bir hikâye oluştururuz.
“Ben güçlüyüm.”
“Ben başarısız
olmamalıyım.”
“İnsanlara güvenilmez.”
“Sevilmek için faydalı
olmalıyım.”
“Saygı görmek için başarılı
olmalıyım.”
Bu düşüncelerin bir kısmı
bize yardımcı olurken bir kısmı bizi sınırlandırabilir. Çünkü insan, zamanla
kendisi hakkındaki düşüncelerini gerçeğin kendisiymiş gibi görmeye
başlayabilir.
İşte burada egonun
işleyişini daha iyi anlamaya başlarız.
Ego neden gereklidir?
İnsan yalnızca düşünceleri
ve arzularıyla değil, içinde yaşadığı dünyanın koşullarıyla da ilişki kurmak
zorundadır.
İhtiyaçlarımız vardır.
Kararlar vermemiz, sınırlar koymamız, ilişkiler kurmamız, kaynaklarımızı
yönetmemiz, geleceğimizi planlamamız ve zaman zaman kendimizi korumamız
gerekir.
Ruhani bir bakış açısından
insanın içsel özünü, anlam arayışını ve daha derin bir farkındalık hâlini
düşündüğümüzde; zihnin de bu içsel yönelimi günlük yaşamın koşullarına taşıyan
bir işlevi olduğunu söyleyebiliriz.
Bu yaklaşımda ego, insanın
dünyadaki kimliğini ve benlik duygusunu oluşturmasına yardımcı olan bir yapı
olarak düşünülebilir.
Bir hedefin olması, kendini
ifade edebilmen, emeğinin karşılığını istemen, sınırlarını koruman ve hayatını
düzenlemen gerekir. Bunlar egonun varlığının kötü olduğu anlamına gelmez.
Sorun egonun var olması
değil, bütün varlığımızı ego üzerinden tanımlamaya başlamamızdır.
Ruh, zihin ve ego: Bir köprü metaforu
Ruhani yaklaşımımda bu
ilişkiyi bir köprü üzerinden anlatmayı anlamlı buluyorum.
Ruhu, insanın daha derin
özüyle, anlam arayışıyla, vicdanıyla ve varoluşuyla kurduğu ilişki üzerinden
düşünelim.
Zihin; analiz eder,
karşılaştırır, öğrenir, planlar ve stratejiler üretir. Günlük yaşamda
ihtiyaçlarımızı karşılamak, işimizi yürütmek ve sorunları çözmek için zihinsel
becerilerimize ihtiyaç duyarız.
Ego ise bu yaşamın içinde
kim olduğumuza dair algımızla ilişkilidir. Dünyada bir kimlik edinmemize,
kendimizi ifade etmemize ve yaşamın içinde bir yer tutmamıza yardımcı olur.
Bu çerçevede egoyu ruh ile
maddi yaşam arasında bir köprü olarak düşünebiliriz.
Köprü gereklidir. Fakat
köprü, yolculuğun amacı değildir.
Kendimizi yalnızca
unvanlarımızdan, başarılarımızdan, paramızdan, dış görünüşümüzden,
ilişkilerimizden veya başkalarının hakkımızda düşündüklerinden ibaret görmeye
başladığımızda, benliğimizin bütününü bu kimliğe indirgemiş oluruz.
Oysa bunlar hayatımızın
parçalarıdır; bütün varlığımızın tamamı değildir.
Bu köprü metaforu,
psikolojideki egonun teknik tanımı değil; insanın ruhsal ve maddi yaşamını
birlikte anlamlandırmak için kullanılabilecek bir bakış açısıdır.
Ego ne zaman bizi yönetmeye başlar?
Egonun bizi yönetmesi, çoğu
zaman kendimizi korumaya çalışırken başlar.
Bir düşün: Birisi seni
eleştirdiğinde neden bazen bu kadar öfkelenirsin?
Belki de yalnızca söylenen
söze tepki vermiyorsundur. Belki o söz, kendin hakkında inandığın bir şeye
dokunmuştur.
Kendini güçlü biri olarak
tanımlıyorsan zayıf görünmekten korkabilirsin.
Kendini başarılı olmak
üzerinden değerlendiriyorsan başarısızlık ihtimali sana olduğundan daha büyük
gelebilir.
Kendini herkes tarafından
sevilmek üzerinden tanımlıyorsan birinin seni sevmemesi, yalnızca bir ilişkinin
sonucu olmaktan çıkıp kendi değerine yönelik bir tehdit gibi hissedilebilir.
Bu anlarda olayın
kendisiyle, olayın senin benlik algında uyandırdığı anlam birbirine
karışabilir.
Ego, alıştığı kimliği
korumaya çalışır. Bazen savunmaya geçeriz, bazen saldırırız, bazen geri
çekiliriz, bazen de kendimizi kanıtlamak için gereğinden fazla çabalarız.
Bu tepkilerin her biri
farklı nedenlerden kaynaklanabilir. Her öfke ego değildir, her savunma kibir değildir. Ancak bu tepkilerin
arkasındaki ihtiyacı ve korkuyu incelemek, kendimizi anlamamıza yardımcı
olabilir.
Egoyu yönetmek ne demektir?
Egoyu yönetmek, kendini
bastırmak ya da değersiz görmek değildir.
Kendinden vazgeçmek, hiçbir
şey istememek, başarılı olmaya çalışmamak veya bütün maddi ihtiyaçlarını
önemsiz saymak da değildir.
Egoyu yönetmek; kendin
hakkındaki algının, kararlarını otomatik olarak belirlemesine izin vermemeyi
öğrenmektir.
Örneğin, bir tartışmada
haklı çıkmak isteyebilirsin. Bu insani bir durumdur. Fakat haklı çıkma
isteğinin önüne geçip gerçekten ne olduğunu anlamaya çalışabilirsin.
Başarılı olmak
isteyebilirsin. Ancak başarısız olduğunda kendini değersiz ilan etmek zorunda
değilsin.
Bir ilişkide sevilmek isteyebilirsin.
Fakat sırf sevilmek için kendi sınırlarını sürekli ihlal etmek zorunda
değilsin.
Kendini savunabilirsin. Ama
kendini savunmak için karşındaki insanı küçültmek zorunda değilsin.
Bütün bunlarda ego ortadan
kalkmaz. Onunla kurduğun ilişki değişir.
Kendini tanımlayan
düşüncelerin farkına varır, onların her zaman gerçeği yansıtmadığını kabul eder
ve nasıl davranacağını daha bilinçli seçmeye başlarsın.
Peki, egomuzu nasıl yönetebiliriz?
İlk adım, egoyu düşman ilan
etmek değil, onu fark etmektir.
Bir olay karşısında aşırı
tepki verdiğinde kendine şu soruları sorabilirsin:
“Şu anda gerçekte ne oldu?”
“Ben bu olaya hangi anlamı
yükledim?”
“Bu durum kendimle ilgili
hangi inancımı tehdit ediyor?”
“Şu anda gerçekten neye
ihtiyacım var?”
“Nasıl davranırsam hem
kendime hem de karşımdaki insana saygımı koruyabilirim?”
Bu sorular, otomatik
tepkilerin arasına küçük bir farkındalık alanı açabilir.
Bazen ihtiyacın kendini
savunmaktır. Bazen özür dilemek, bazen sınır koymak, bazen de yanıldığını kabul
etmektir.
Ego yönetimi, her durumda
sakin kalmak ya da herkese anlayış göstermek demek değildir. Gerektiğinde hayır
diyebilmek, hakkını savunmak ve kendini korumak da bunun bir parçasıdır.
Önemli olan, davranışını
yalnızca korkunun, onay ihtiyacının veya üstün gelme arzusunun
belirlememesidir.
Sonuç: Ego bir araçtır, bütün varlığımız değil
Belki de insanın kendisiyle
kurabileceği en sağlıklı ilişki, egosunu yok etmeye çalışmadığı ama onu mutlak
otorite de yapmadığı ilişkidir.
Kendini sevebilmek ama
kendini kusursuz sanmamak.
Başarılı olmak ama değerini
yalnızca başarıyla ölçmemek.
Sınırlarını korumak ama
herkesi düşman olarak görmemek.
Yanıldığında bunu kabul
etmek ama kendini değersizleştirmemek.
Maddi dünyada yaşamak,
hedefler koymak ve bunlar için çabalamak ama bütün kimliğini sahip olduklarına
indirgememek.
Bunlar birbirine zıt olmak
zorunda değildir.
Ruh, zihin ve ego
arasındaki ilişkiyi bir köprü metaforuyla düşündüğümüzde, amaç köprüyü yıkmak
değil, onun ne işe yaradığını bilerek kullanmaktır.
Çünkü ego senin bütün
varlığın değildir. Kendini dünyada ifade etme biçimlerinden biridir. Ve bilinçli
bir şekilde ona görevler verebilrsin!
Onu tanıdıkça, onun her
düşüncesini gerçek; her korkusunu tehlike; her savunmasını zorunluluk olarak
görmekten uzaklaşabilir; onun güçlü enerjisini ve desteğini kendi içinden
geldiği gibi; sana en yüksek faydayı sağlayacak şekilde kullanabilirsin..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder