Bazen kalbimiz hızla çarpar, nefesimiz daralır, göğsümüzde bir sıkışma hissederiz. Ellerimiz titrer, başımız döner ya da içimizi tarif edemediğimiz bir korku kaplar.
İlk aklımıza gelen şey çoğu zaman aynıdır: "bu panik atak mı .."
Ancak her bedensel belirti panik atak değildir. Her çarpıntıyı, her nefes darlığını, her baş dönmesini psikolojik nedenlere bağlamak da doğru değildir.
Çünkü bazen bedenimiz gerçekten fizyolojik bir sorun yaşıyor olabilir. Bazen de uzun süredir görmezden geldiğimiz duygusal yükler, stres, kaygı ve bastırılmış duygular kendilerini bedensel belirtiler aracılığıyla ifade ediyor olabilir.
Panik atak, bedenin tehlike algısına verdiği yoğun bir alarm tepkisidir. Bu alarm son derece korkutucu hissedilebilir. Ancak panik atağın kendisi çoğu zaman yaşamı tehdit eden bir durum değildir. Bu, belirtilerin her zaman zararsız olduğu anlamına gelmez.
Burada önemli olan, bedenin verdiği her sinyali yalnızca psikolojik olarak yorumlamamaktır.
Çünkü göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı ve baş dönmesi gibi belirtilerin farklı tıbbi nedenleri de olabilir. Özellikle yeni başlayan, şiddetli veya alışılmışın dışındaki belirtiler mutlaka tıbbi açıdan değerlendirilmelidir.
Peki, psikolojik açıdan bedenimiz bize ne anlatmaya çalışıyor olabilir?
Belki uzun zamandır kendimizi ihmal ediyoruz.
Belki sürekli güçlü görünmeye çalışıyoruz.
Belki söyleyemediklerimizi içimizde biriktiriyoruz.
Belki de zihnimiz sürekli bir tehlike beklentisi içerisinde yaşamaktan yoruldu.
Bazen insan zihni sustuğunda beden konuşmaya başlar.
Ancak bedenin her tepkisine mutlaka psikolojik bir anlam yüklemek yerine, onu anlamaya çalışmak gerekir.
Kendimize şu soruları sorabiliriz:
Son zamanlarda beni zorlayan ne var?
Hangi duygularımı ifade etmekte güçlük çekiyorum?
Kendime yeterince dinlenme ve nefes alma alanı tanıyor muyum?
Yaşadığım belirtiler hangi durumlarda ortaya çıkıyor?
Unutmayalım ki kaygı bir düşman değil, anlaşılmaya ihtiyaç duyan bir duygudur. Panik atak yaşamak güçsüzlük değildir. Bedenimizin verdiği sinyalleri fark etmek ise kendimize gösterebileceğimiz önemli bir özen biçimidir.
İyileşmek, her belirtiden korkmak değil; belirtileri doğru anlamayı öğrenmektir.
Bedenimizi dinleyelim ama her sinyalinden korkmayalım. Psikolojimizi önemseyelim ama her şeyi psikolojiye bağlamayalım.
Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey psikolojik destek, bazen tıbbi değerlendirme, bazen de kendimize biraz daha şefkat göstermektir.
Kendimizi anlamanın ilk adımı, bedenimizi susturmaya çalışmak değil, ona kulak vermektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder