İnsan değişir.
İhtiyaçları, beklentileri, hayata bakışı, kendisiyle ve dünyayla kurduğu ilişki zaman içinde dönüşür.
Peki, insan değişirken ilişkiler aynı kalabilir mi?
İlişkiler de evrimleşir.
Bir ilişkinin başlangıcında iki insan, çoğu zaman farkında olmadan bir kontrat oluşturur. Bu kontratın içinde sevgi kadar beklentiler, ihtiyaçlar, roller, korkular, alışkanlıklar ve geçmişten taşınan duygusal kayıtlar da vardır.
Kimi zaman güvende hissetmek için kurulur bu kontrat, kimi zaman görülmek, kabul edilmek, ait olmak ya da yalnız kalmamak için ...
İlişkinin ilk dönemlerinde her iki taraf için de işlevsel olan bu görünmez anlaşma, yıllar içinde değişen insanlarla birlikte dönüşmeye ihtiyaç duyar.
Çünkü ilişkinin başladığı yerdeki iki insanla, yıllar sonra o ilişkinin içinde yaşamaya devam eden iki insan aynı değildir.
Uzun süreli ilişkilerde karşılaştığımız önemli eşiklerden biri tam da budur : İlişkinin eski kontratıyla bugünkü ihtiyaçların çatışması.
Örneğin;
Bir taraf artık daha fazla bireysel alan isterken diğeri eski yakınlık biçimini korumaya çalışabilir.
Bir taraf duygusal olarak daha fazla paylaşım ve derinlik ararken diğeri alışılmış düzenin güvenliğinde kalmak isteyebilir.
Bir zamanlar denge sağlayan roller, bugün taraflardan birinin kendini sıkışmış, diğerinin ise terk edilmiş hissetmesine neden olabilir.
Burada çoğu zaman ilk akla gelen soru şudur : "Artık birbirimizi sevmiyor muyuz?"
Oysa bazen mesele sevginin bitmesi değil, ilişkinin güncellenmemiş olmasıdır.
Ruhsal kontrat : Görünmeyen anlaşmalarımız
İlişkileri değerlendirirken üzerinde durduğum kavramlardan biri ruhsal kontrattır.
Ruhsal kontrat derken, iki insanın ilişki içinde bilinçli ya da bilinçdışı biçimde üstlendiği rollerden, birbirlerinden beklediklerinden, verdikleri sözlerden ve zamanla oluşturdukları görünmez anlaşmalardan söz ediyorum.
Bu kavramı, ilişkideki duygusal ve psikolojik örüntüleri anlamaya yardımcı olan bir bakış açısı olarak ele alıyorum.
Bazen bir ilişkide bir kişi sürekli güçlü olmak, diğeri sürekli korunmak zorunda hisseder. Bazen biri ihtiyaçlarını dile getirmemeyi, diğeri kararları üstlenmeyi öğrenmiştir. Bazen de iki insan, yıllar önce birbirlerini buldukları ihtiyaçlar üzerinden ilişkiyi sürdürmeye devam eder.
Fakat insanın gelişimi, bu rollerin artık taşınamaz hale gelmesine neden olabilir.
Danışanlarımla yürüttüğüm çalışmalarda da sıklıkla karşılaştığım şeylerden biri bu : İnsanlar yalnızca ilişkilerinin mevcut sorunlarını değil, artık kendilerine ait hissetmedikleri eski ilişki rollerini de taşımaya çalışıyorlar.
Kontrat değişikliği ne demek ?
Kontrat değişikliği, mutlaka ayrılmak ya da yeni bir ilişkiye başlamak demek değildir.
Bazen aynı insanla, birbirini yeniden tanımayı kabul etmektir.
Bazen geçmişte üstlenilmiş bir rolü bırakmak, bazen ihtiyaçları yeniden ifade etmek, bazen de ilişkinin sınırlarını ve beklentilerini baştan konuşabilmektir.
Aslında şu soruları yeniden sorabilmektir:
- Bugün birbirimizden ne bekliyoruz?
- Artık hangi rolleri taşımak istemiyoruz?
- Birbirimize hangi alanlarda özgürlük tanıyabiliriz?
- Yakınlık ve bireysellik arasında nasıl yeni bir denge kurabiliriz?
- Bugünkü halimizle birbirimizi yeniden seçebilir miyiz?
Bu sorular, ilişkinin geçmişini inkâr etmek için değil, geleceğini bugünün gerçekliği üzerine kurabilmek için önemlidir.
İlişkiyi sürdürmek, aynı kalmak değildir.
Belki de uzun süreli ilişkilerin en büyük sınavı, birbirine alışmak değil; birbirinin dönüşümüne eşlik edebilmektir.
Çünkü bir ilişkiyi canlı tutan şey yalnızca ortak geçmiş değildir. İki insanın bugünkü hâlleriyle yeniden temas kurabilmesi, birbirini yeniden merak edebilmesi ve değişen ihtiyaçlara birlikte alan açabilmesidir.
Bazen ilişkinin bitmesi değil, eski hâlinin bitmesi gerekir.
Ve belki de uzun süreli bir ilişkinin olgunlaşması, iki insanın birbirine yeniden şu soruyu sorabilmesiyle başlar :
Bugün olduğumuz insanlar olarak, nasıl bir ilişki kurmak istiyoruz ?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder