İnsan bazen inandığı değerleri savunurken, o değerlerin temsil etmesi gereken insanlığı kaybedebilir.
İnsan zihni, dünyayı anlamlandırabilmek için sınıflandırır. Kendisine yakın olanı tanıdık, güvenli ve kabul edilebilir; kendisinden farklı olanı ise zaman zaman yabancı, tehdit edici veya uzak algılayabilir. Bu, psikolojik açıdan anlaşılabilir bir mekanizmadır. Ancak bu mekanizma farkındalıkla yönetilmediğinde, insanı ötekileştirmenin, ayrımcılığın ve kolektif düşmanlığın içine sürükleyebilir.
Tam da bu noktada kendimize önemli bir soru sormalıyız:
Ne zaman kendi doğrularımızı savunmaktan çıkıp başkalarının varoluşunu yargılamaya başlıyoruz?
İnsan, bir inanca, ideolojiye, düşünce sistemine veya gruba ait olduğunda yalnızca bir dünya görüşü edinmez. Aynı zamanda bir kimlik, aidiyet ve psikolojik güvenlik alanı da oluşturur. Bu aidiyet, kişinin kendisini anlamlandırmasına yardımcı olabilir. Ancak aidiyet duygusu, üstünlük ihtiyacıyla birleştiğinde başka bir psikolojik yapılanma ortaya çıkar: Biz ve onlar ayrımı.
Kişi kendi grubunu iyiliğin, doğruluğun ve hakikatin temsilcisi olarak görmeye başlarken, diğer grupları eksik, yanlış veya tehdit edici olarak değerlendirebilir.
Böylece farklılık, zenginlik olmaktan çıkar; tehdit olarak algılanır.
Kendi hakikatine duyulan aşırı güven : Psikolojik körlüğün başlangıcı
İnsan zihninin en önemli savunmalarından biri, kendi benlik algısını koruma eğilimidir. Kişi kendisini iyi, adil, ahlaklı ve doğru biri olarak görmek ister. Bu benlik algısını tehdit eden durumlarla karşılaştığında ise zaman zaman savunmaya geçer.
Kendi davranışlarıyla inandığı değerler arasındaki çelişkiyi görmek yerine, davranışlarını haklılaştırabilir.
Psikolojide bilişsel çelişki olarak ele alınan bu süreçte insan, inançlarıyla davranışları arasındaki uyumsuzluğu azaltmak için düşüncelerini yeniden düzenleyebilir.
Örneğin merhameti savunan bir insanın, kendisinden farklı düşünen birini aşağılaması önemli bir çelişkidir. Fakat kişi bunu fark etmek yerine, karşısındakinin bunu hak ettiğine inanarak kendi davranışını meşrulaştırabilir.
İşte psikolojik körlük tam da burada başlar.
Çünkü insan bazen yanlış yaptığını bilmediği için değil, yanlışını kabul etmek benlik algısını tehdit ettiği için göremez.
Manevi kimlik ve egonun birbirine karışması
İnanç, insanın yaşamına anlam, aidiyet ve yön duygusu kazandırabilir. Fakat kişi inancını kendi değerinin ölçütü hâline getirdiğinde, inanç ile ego arasındaki sınırlar bulanıklaşabilir.
Artık kişi inandığı değerleri anlamaya çalışmak yerine, o değerler üzerinden kendisini tanımlamaya ve üstün konumlandırmaya başlayabilir.
Kendi inancını sorgulanamaz, kendi yorumunu mutlak, kendi yaşam biçimini tek doğru olarak görmesi; psikolojik esnekliğini zayıflatabilir.
Burada üzerinde durulması gereken mesele inancın kendisi değil, insanın inancıyla kurduğu ilişkidir.
Çünkü bir insanın manevi gelişimi, yalnızca neye inandığıyla değil, inandığı değerlerin karakterine nasıl yansıdığıyla da değerlendirilmelidir.
Ritüeller ve gerçek psikolojik dönüşüm
İbadetler ve manevi ritüeller, birçok insan için derin anlamlar taşıyabilir. Kişiye huzur, bağlılık, umut ve aidiyet sağlayabilir.
Ancak bir ritüelin gerçekleştirilmesi ile kişinin psikolojik ve ahlaki dönüşüm yaşaması aynı şey değildir.
İnsan dua edebilir ama empati kuramayabilir. Sadaka verebilir ama başkasını küçümseyebilir. Merhametten söz edebilir ama kendi öfkesini yönetemeyebilir.
Burada asıl soru şudur :
Yaptığımız şeyler bizi nasıl bir insana dönüştürüyor?
Çünkü davranışlarımızın anlamı, yalnızca biçimlerinde değil, hayatımızda oluşturdukları etkide de saklıdır.
Manevi otorite, güç ve psikolojik istismar
İnsanların inançları, umutları ve anlam arayışları oldukça hassas psikolojik alanlardır. Bu alanlarda güven ilişkisi kuran kişilerin sorumluluğu da büyüktür.
Bir insanın bilgisini, manevi konumunu veya otoritesini kullanarak başkalarının düşüncelerini kontrol etmeye çalışması; suçluluk, korku, bağımlılık ve yetersizlik duygularını beslemesi ciddi bir psikolojik zarar oluşturabilir.
Rehberlik ile kontrol arasındaki fark burada ortaya çıkar.
Gerçek rehberlik, insanın kendi düşünme ve karar verme kapasitesini güçlendirir. Kontrol ise kişinin kendi içsel kaynaklarına güvenmesini engelleyerek otoriteye bağımlılığını artırır.
Hiçbir manevi veya psikolojik otorite, insanın özgür iradesinin ve kişisel sınırlarının üzerinde konumlandırılmamalıdır.
Peki, insan ne zaman gerçekten dönüşür?
Psikolojik dönüşüm, kişinin yalnızca kendisi hakkında olumlu düşünmesiyle gerçekleşmez. Kendi gölgeleriyle karşılaşabilmesi, savunmalarını fark edebilmesi, hatalarını kabul edebilmesi ve davranışlarının sorumluluğunu üstlenebilmesiyle başlar.
Kendinden farklı olanı anlamaya çalışmak, her düşünceyi onaylamak değildir. Bir davranışa karşı çıkarken insanın onurunu koruyabilmektir.
Empati, aynı fikirde olmak değil; diğer insanın deneyimini, duygusunu ve bakış açısını anlamaya istekli olmaktır.
Olgunluk, haklı olduğuna inandığın her durumda karşındakini haksız ilan etmek değil, kendi haklılığını da sorgulayabilme kapasitesidir.
Belki de insanın en önemli içsel yolculuğu budur: Kendisini haklı çıkarma ihtiyacından kurtulup kendisini gerçekten tanımaya başlayabilmek.
Sonuç: İnandığımız değerler, davranışlarımızda hayat bulur
Bir insanın inancı, ideolojisi, eğitimi veya toplumsal kimliği tek başına onun ne kadar erdemli olduğunu göstermez.
İnsanın gerçek olgunluğu; gücü elindeyken nasıl davrandığında, kendisinden farklı olanla karşılaştığında nasıl bir tutum sergilediğinde ve kendi hatalarıyla yüzleşebildiğinde görünür.
İnsanı insan yapan, yalnızca neye inandığı değil; başkasının varoluşuna ne kadar saygı duyabildiğidir.
Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
İnandığımız değerler bizi daha iyi bir insana mı dönüştürüyor, yoksa yalnızca kendimizi diğer insanlardan daha iyi hissetmemize mi hizmet ediyor?
Çünkü insanın gerçek gelişimi, başkalarının yanlışlarını görmeye başladığı yerde değil, kendi iç dünyasına dürüstçe bakabildiği yerde başlar.
İnsanlığımız, savunduğumuz değerlerin büyüklüğüyle değil, onları yaşarken gösterdiğimiz insani tutumla anlam kazanır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder