3.11.26

Hayatın Her Şeyini Bir Gelişim Fırsatına Dönüştürme Çabasına İtirazım Var!

Toplumsal Sorunlara Bireysel Erdem Reçeteleri Sunulmasına İtirazım Var!


Dayanışmanın; İyiliğin de Bir Tür Kişisel Gelişim Ödevine Dönüştürülmesine de İtirazım Var!


Çünkü son zamanlarda nereye baksam insanların yaşadığı gerçek sorunlara karşı aynı reçeteyle karşılaşıyorum : 

Daha pozitif ol, şükret, paylaş, ver, iyi düşün, enerjini yükselt, kendini geliştir, başkalarına iyi gel…


Ekonomik kriz mi yaşıyorsun? Bakış açını değiştir.

Gelecek kaygısı mı taşıyorsun? Anda kal. Tükenmiş misin? Kendine yatırım yap. Yalnız mısın? Önce kendine iyi bir arkadaş ol.

Hayat seni zorluyor mu? Zorlukların içindeki fırsatları gör.


Ne kadar kolay değil mi?


İnsanın hayatını zorlaştıran koşulların kendisiyle değil, o koşullar karşısındaki tutumuyla ilgilenmeye başladığımızda her şey bir anda çözülebilir hale geliyor. En azından kişisel gelişim endüstrisinin bize anlattığı hikâyede…


Oysa gerçek hayat, motivasyon konuşmalarının sahnesi değil.


İnsanlar borçlarıyla, işsizlikle, güvencesizlikle, bakım sorumluluklarıyla, hastalıklarla, kayıplarla ve gelecek belirsizliğiyle mücadele ediyor. Dünyanın farklı yerlerinde savaşlar, insani krizler, yoksulluk ve büyük toplumsal kırılmalar yaşanıyor. Bütün bunların ortasında insanlara sürekli kendi iç dünyalarını düzenlemelerini, daha iyi hissetmelerini ve başkalarına da iyi gelmelerini öğütlüyoruz.


Bir de bunu çoğu zaman uzmanlık, bilgelik ve rehberlik iddiasıyla yapıyoruz.


Peki, insanlara sürekli nasıl yaşamaları gerektiğini anlatanların, yaşadıkları koşulları anlama ve sorgulama sorumluluğu yok mu?


Acının bireyselleştirilmesi: Yeni nesil öğüt verme sanatı


Kişisel gelişim dünyasının en büyük maharetlerinden biri, toplumsal sorunları bireysel gelişim meselelerine dönüştürmek.


Yoksulsan paylaşmayı öğren. Korkuyorsan cesaretini keşfet. Başarısızsan zihniyetini değiştir. Yorulduysan enerjini yönet. Hayatında bir şeyler yolunda gitmiyorsa kendinin daha iyi bir versiyonunu yarat.


Böylece sorunun kaynağı giderek görünmez hale geliyor. Sistem, koşullar, eşitsizlikler, ekonomik gerçekler, sosyal politikalar ve ortak sorumluluklar konuşulmuyor. Bütün mesele bireyin kendisini nasıl yönettiğine indirgeniyor.


İnsanın başına gelen her şeyden kendisini sorumlu tutması, bir noktadan sonra güçlenme değil, ağır bir psikolojik yük haline gelebilir.


Üstelik bu söylemler yalnızca kişisel gelişim piyasasında karşımıza çıkmıyor. Bazen dini referanslarla, bazen ahlaki öğütlerle, bazen de toplumsal kanaat önderlerinin cümleleriyle karşımıza çıkıyor.


Kendi karnı açken başkasına vermeyi erdem olarak anlatan,

kendi sınırlarını koruyamayan insana daha fazla fedakârlık yapmasını öğütleyen, 

yoksulluğun içinde paylaşmanın güzelliğini anlatırken yoksulluğun nedenlerini sorgulamayan bir dil…


Elbette vermek, paylaşmak, fedakârlık ve merhamet çok kıymetli değerler. Ancak bu değerleri anlatırken insanın maddi ve ruhsal gerçekliğini görmezden gelemeyiz.


Fedakârlığı kutsallaştırmakla insanın fedakârlık yapmak zorunda bırakıldığı koşulları sorgulamak aynı şey değildir.


İyi hissetmek de yeni bir performans alanına dönüştü


Bugün insanlardan yalnızca başarılı, üretken ve verimli olmaları beklenmiyor. Aynı zamanda mutlu, huzurlu, farkındalıklı, pozitif, dirençli, şefkatli ve paylaşımcı olmaları da bekleniyor.


Yetmiyor; bütün bunları yaparken başkalarına ilham vermeleri isteniyor.


Sanki üzülmek, öfkelenmek, yorulmak, umutsuzluğa kapılmak, bazen kimseyle konuşmak istememek birer kişisel başarısızlık.


Oysa psikolojik sağlamlık, her koşulda gülümsemek değildir. Duygusal olgunluk, her olumsuzluğu olumluya çevirmek değildir. İyileşmek de sürekli daha iyi bir insan olmaya çalışmak anlamına gelmez.


Bazen insanın ihtiyacı bir gelişim programı değil, dinlenebileceği güvenli bir alandır.


Bazen tavsiye değil, dinlenmektir.


Bazen motivasyon değil, anlaşılmaktır.


Bazen de hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey vermeden, kimseye iyi gelmek zorunda kalmadan var olabilmektir.


Uzmanlığın ve kanaat önderliğinin bir sorumluluğu olmalı


Burada özellikle uzmanlara, psikoloji alanında çalışanlara, motivasyon konuşmacılarına, kişisel gelişim eğitmenlerine ve toplum üzerinde etkisi olan kanaat önderlerine önemli bir sorumluluk düşüyor.


İnsanların kırılganlıkları üzerinden kolay reçeteler üretmek çok kolay. Birkaç güçlü cümle, etkileyici bir sahne, iyi seçilmiş bir hikâye ve umut vadeden bir sonuç…


Ancak insan psikolojisi, sosyal medya alıntılarından ibaret değil.


Her insanın kaynakları, koşulları, dayanma kapasitesi ve ihtiyaçları farklı. Herkes aynı noktadan başlamıyor. Herkesin paylaşacak maddi imkânı, verecek duygusal enerjisi veya yeniden ayağa kalkacak gücü bulunmuyor.


Psikolojik destek, insanlara nasıl hissetmeleri gerektiğini dikte etmek değildir. Onların ne hissettiklerini anlamaya çalışmaktır.


Kanaat önderliği de insanlara sürekli nasıl yaşamaları gerektiğini söylemekten ibaret olamaz. Bazen yapılması gereken, onların yaşadığı gerçekliği görünür kılmak, rahatsız edici soruları sormak ve sorumluluğu doğru yere yöneltmektir.


İyi niyet, her söylemi doğru yapmaz. Uzmanlık iddiası da her öğüdü bilimsel hale getirmez.


Dayanışma bir görev değil, karşılıklı bir insanlık halidir


Ben dayanışmaya itiraz etmiyorum. Tam tersine, dayanışmanın çok kıymetli olduğuna inanıyorum.


Ama dayanışma, insanların birbirine yeni ödevler verdiği bir alan olmamalı.


Kimin ne kadar vereceğini, ne kadar fedakârlık yapacağını, ne kadar güçlü duracağını, ne kadar pozitif olacağını belirleyen bir ahlak sınavına dönüşmemeli.


Dayanışma bazen birinin elinden tutmaktır. Bazen de elinden tutamayacak kadar yorgun olduğunu kabul etmektir.


Bazen birine yardım etmektir. Bazen yardım istemesine izin vermektir.


Bazen konuşmaktır. Bazen de susup yanında durmaktır.


Ve belki de en önemlisi, dayanışmayı yalnızca bireylerin birbirine yapacağı iyilikler üzerinden değil, insanların insanca yaşayabileceği koşulları birlikte oluşturma sorumluluğu üzerinden düşünmektir.


Çünkü yoksulluğu yardımla,

güvencesizliği motivasyonla,

eşitsizliği iyi niyetle,

tükenmişliği pozitif düşünceyle dönüştürmezsiniz.


İnsanlara sürekli daha iyi olmalarını öğütlemeden önce, neden bu kadar zorlandıklarını anlamaya çalışmalıyız.


Dünyanın geldiğimiz bu sisteminde, ben artık insanlara her koşulda güçlü olmalarını,

her durumda umut taşımalarını,

herkese iyi gelmelerini söyleyen cümlelerden biraz uzaklaşmak istiyorum.


Biraz daha gerçeklik, biraz daha sahicilik, biraz daha sorumluluk…


Ve en çok da insanın insana yeni bir yük değil, gerçekten bir dayanak olabildiği bir dünya.


Çünkü kimsenin hayatı, başkalarının motivasyon konuşmalarına malzeme olacak kadar basit değil.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder